
Yıllardır kusursuz bir evliliğin ve örnek bir yaşamın içinde olduğuna inanırken, aslında babası ve kocası tarafından kurulan bir oyunun merkezinde durduğunu nereden bilebilirdi?
Venüs, kurallarla ve baskılarla büyütülmüş, hayatını eşine ve işine adamış bir kadındı. Herkesin imrenerek baktığı evliliğinde tek istediği huzurlu bir düzendi. Ancak bir öğle vakti kocasının odasında tesadüfen karşılaştığı gizli dosyalar, inşa ettiği tüm dünyayı tek bir anda yerle bir etti.
Yıllardır güvendiği adamın ve en yakınındakilerin maskesi düşerken, Venüs acı bir gerçekle yüzleşti: Yaşadığı hayat baştan sona kurgulanmış bir yalandan ibaretti.
Ailesinin ve kocasının gölgesinden sıyrılıp kendi ayakları üzerinde durmaya, intikamını alarak özgürlüğünü kazanmaya karar verdiğinde yolu Adar Soydaş’la kesişti. Zühre’nin ve Soydaş Holding’in arkasındaki karanlık, mesafeli ve tehlikeli adam...
Venüs için Adar, ailesinin ezeli düşmanı ve hayatına aniden giren bir yabancıydı. Oysa Adar için Venüs, yıllardır kalbinde taşıdığı ve uzaktan her adımını izlediği tek kadındı.
Venüs, geçmişin kirli bağlarını koparıp yepyeni bir sayfa açmaya çalışırken kendisini Adar’ın yoğun ve karşı konulmaz çekim alanında buldu. Adar’ın her yaklaşımı, Venüs’ün yıllarca bastırdığı duygularını uyandırırken beraberinde cevapsız soruları da getirdi.
Bu adam onu neden bu kadar derinlemesine tanıyordu?
İki aile arasındaki köklü düşmanlığın arkasında henüz ortaya çıkmamış hangi sırlar gizliydi?
Ve herkesten ihanet görmüş bir kadın, kendisini yeniden inşa etmeye çalışırken en çok kaçması gereken adama güvenebilir miydi?
Bazen insanı özgürleştiren şey kaçmak değil, geçmişin gölgesinde seni bekleyen gerçekle yüzleşmektir.
Adar Soydaş & Venüs Dağdelen
ARK Evreni İçindeki Serilerin Tarih Sıralaması:
(Her seri üç kitaptan oluşmaktadır)
Mehtap (2017 - 2022)
Arya (2023 - 2024)
Venüs (2027 - 2029) ~ Bu hikâyenin serisidir, üç kitaptan oluşmaktadır ~
Arven (2044 - 2047)
Bu ürün fiziksel bir kitap değildir. Satın alma işleminin ardından Ruyam Books hesabınıza tanımlanan ve elektronik ortamda erişime açılan dijital içeriktir.
Dijital içeriğe erişimin sağlanmasının ardından, ilgili mevzuat kapsamında cayma hakkına dayalı iade yapılamamaktadır. İçeriğin erişilememesi, eksik veya ayıplı sunulması hâllerinde tüketicinin yasal hakları saklıdır.
Venüs - Birinci Hikaye - ARK Evreni
Yeni Yıl İndirimi · Kış İndirimi
Holding’in koridorunda yürürken alıştığım fısıltılar yeniden başladı. Çevremdeki çalışanların garip bakışlarını inceledim. Belli bir yaşın üstünde olanlar acıyarak, esmerler küçümseyerek, sarışınlar ise galibiyet kazanmış gibi bana bakıyordu.
Nedenini bilmiyordum ama bu bakışlara alıştığımı düşündüğüm her an, kendimi daha da zorlanırken buluyordum. Kocamla aynı şirkette çalışmak berbat hissettiriyordu. İnsanlar sabahlara kadar çalıştığım hâlde yaptığım her şeyi, babam ve kocam Zahir yüzünden yapabildiğimi sanıyordu.
Zahir’in odasına yaklaştığımda etrafta sekreterini aradım ama göremedim. Onun odası, biz müdürlerin odasının üst katındaydı. Burada daha çok arşivleme işleri ve genel kurul toplantıları yapılıyordu.
Zahir, sürekli olarak Holding’de olmuyordu. İşi bir CEO olarak yabancı müşterilerle alakadar olmaktı. Aslında… Neredeyse Holding’le ilgili tüm yük benim omuzlarımın üstündeydi ama sadece Halkla İlişkiler Müdürü'ydüm…
Kocamın kapısını tıkladığımda bir süre ses gelmedi. Kapı kulpuna uzanacağım sırada sekreterinin sesini duydum.
“Zahir Bey, rahatsız edilmemek istedi.”
Hafifçe sekreterine doğru döndüm. Beni fark edince şaşırdı.
“Affedersiniz, Venüs Hanım. Başka biri sandım. Eşiniz duşa gireceğini söylemişti, o yüzden…”
Açıklama yapmaya çalıştığını görünce başımla ona masasını işaret ettim.
“Önemli değil.”
Kapı kulpunu aşağıya indirerek odaya girdim.
Su sesi kulaklarıma doldu. Zahir’in Holding'deki odasında, ayrı bir dinlenme alanı ve banyosu vardı. Bazen çok şiddetli baş ağrıları oluyordu, bu nedenle çalışırken kısa molalar verirdi.
Zahir’in çalışma masasına doğru yürüdüm. Bilgisayarı açıktı. İşte buna şaşırmıştım. Genelde veri güvenliğine fazla önem verdiği için açık tutmazdı.
Önce koltuğuna oturdum, sonra da fareyi oynatarak ekranın aydınlanmasını sağladım. İlginç bir şekilde şifre istemedi. İstemesi gerekiyordu çünkü bu bilgisayar şifreliydi. Bazı evrakları imzalamak için kullandığım oluyordu.
Ana ekranda gördüğüm resimle kaşlarım çatıldı. Normalde ekranda birlikte çekildiğimiz bir fotoğraf vardı ama şu an… bomboştu. Yeni kurulmuş bir bilgisayar gibiydi ya da… Dur bir dakika?
Fareyi sağa kaydırdığımda bunun aslında sanal bir bilgisayar olduğunu fark ettim. Sunucu mu kiralamıştı? Ama neden?
Ekranda bazı dosyalar vardı ama bunları incelemek için vaktim yoktu. İçlerinden birinde kocamın ismi yazıyordu. Bir şeyin koleksiyonu olmalıydı, belki de film arşivi falandı. Zahir, bu tarz şeyleri severdi. Koleksiyon takıntısı vardı.
Dosyanın içindeki başka bir dosyaya girince bakışlarım tanıdık bir isimde durdu. Bu… en yakın arkadaşımın adıydı. Nasıl yani? Bunlar videoydu.
Eğer şimdi açarsam ses tüm odada yankılanabilirdi. Bu sunucu işinde ses sisteminin nasıl olduğunu bilmiyordum. Belki de telefonuna ya da kulaklığına bağlıydı.
Videoyu açamadım ama içim içimi yedi, merak ettim. Sağ üstten dosya görüntüsünü büyüttüm. Videonun kapak fotoğrafında sırtını kameraya dönmüş, ayakta duran sarışın bir kadın vardı. Nerede olduğunu anlayamadım, önünde yatağa benzer bir şey vardı.
Monitöre doğru iyice yaklaşarak donmuş tek kare görüntüyü inceledim. Kadının eli arkasına kıvrılmıştı, sanki saçlarını tutuyordu ya da elbisesinin fermuarını… Önce hiçbir anlam yükleyemedim.
Kalbim delicesine atmaya başladı. Sonra bir anda içime şüphe tohumları ekildi.
Yutkundum.
Bakışlarım çantamdaki hard diski buldu. Tereddüt etmeden onu alıp bilgisayara bağladım. Fazla vaktimin olmadığını bildiğim için tüm dosyayı içine aktardım. Yasak bir şey yaptığımı biliyordum. Ellerimin titrediğini fark ettim.
Şunu gördükten sonra zihnimi yiyip bitiren ihtimallerle yaşayamazdım. O nedenle buna mecburdum. Bakışlarım aktarım süresinde gezindi. Of! Bu kadar zamanım yoktu. Banyodaki su sesi kesildi, ardından saç kurutma makinesinin sesini duydum.
Zahir, banyodan çıkmıştı ama ekranda aktarıma bir saat kaldığı yazıyordu. Yanmıştım. Salak gibi neden tüm klasörleri atmaya çalışmıştım ki?
Elim ayağıma dolaştı, iptal etmeye çalıştım ancak ekran dondu. Kasadan hard diski çıkarmak için uzandığım sırada kapı tıklatıldı. Eyvah!
Kapı ben ses çıkaramadan açılınca sandalyeden kalktım. Sanki koruyabilecekmişim gibi kasanın önüne geçtim. Elimin kenarıyla hard diski, masa ve kasa arasına sıkıştırdım. Zahir, kesin görecekti! Yanmıştım…
Parmaklarımla kasanın kapatma tuşunu buldum. Tam basacağım an… onun sesini duydum. Kuzenim Yasemin’in… Burada ne işi vardı?
“Ben geldim!”
Bakışlarım kapıyı kapatan Yasemin’le birleşti. Ben şaşırdım, belli ki o da şaşırmıştı ancak kısa sürede kendisini toparladı.
“Zahir enişteyle görüşecektim ama…”
Ah! Bu saatlerde olan toplantım öğleden sonraya ertelenmişti. Muhtemelen Zahir, bunu bilmediği için bana Yasemin'in geleceğini haber verememişti.
Şüpheyle, “Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Oyunculuğum iyiydi. Hem de her zaman… Çünkü hayatımın her noktasında rol yapmak zorunda kalmıştım. Olmadığım biri gibi gözükmek…
Hafifçe gülümsedim. “Seni beklemiyordum, Yaseminciğim. Ondan şaşırdım.”
Yanına doğru adımladım. “Zahir’le öğle yemeği yiyelim istedim. Ben de ondan gelmiştim ama şu an duş alıyor…”
Elimle Zahir’in dinlenme odasını gösterdim. “Sekreteri müsait değil, demedi mi?”
Bana demişti.
Yasemin sorduğum soruyla gözlerini kırpıştırdı. “Senin içeride olduğunu söyleyince…”
Hafifçe kaşlarım çatıldı. Odaya girince beni gördüğüne şaşırmamış mıydı?
“Aaa! İyi yapmışsın, tabii. Vaktin varsa birlikte öğle yemeğine çıkarız, olur mu?”
Başıyla beni onayladı. “Elbette! Kesinlikle çıkalım.”
Onlardan önce toplantı bahanesiyle buraya dönüp hard diski alırdım. Tek yapmam gereken Zahir’in benden önce bilgisayara ulaşmasını engellemekti.
“Hanımlar?” Bakışlarım Zahir’i buldu. Kapı sesini duymayacak kadar düşüncelere dalmış olmalıydım.
Yasemin, “Necip Bey'in toplantısını planlamaya gelmiştim enişte ama,” diyerek bana döndü. Devamını benim getirmemi istiyor gibiydi.
Zahir’e doğru yürüdüm. Yeni tıraş olmuştu. Yanağına kısa bir öpücük kondurdum.
“Oh! Mis gibi kokmuşsun!”
Zahir’in bakışları, önce Yasemin’i sonra da beni buldu. Belime elini sarıp bedenimi hafifçe kendisine çekti.
“Toplantım öğleden sonraya ertelendi. Hadi birlikte yakınlarda bir şeyler atıştıralım. Ben oradan giderim, siz de toplantı için geri dönersiniz. Ne dersin, Zahir?”
Başıyla beni onayladı. “Sen nasıl istersen, öyle yapalım. Öğleden sonra çok fazla programım var ama biliyorsun bu akşam…”
“Evet! Roma’ya uçacaksın, biliyorum.”
Son dakika gelişmesi olduğu için programını ben oluşturmuştum. Önemli bir iş adamıyla toplantı yapmaya gidecekti. Babam, arada böyle geliri yüksek işleri bize paslıyordu. Bu nedenle gitmek istemediği hâlde Zahir, sırf benim için onca yol gidip yorgun argın geri dönecekti.
“Dağdelen’lerin biricik kızıyla evlendin. Bu kadar yorulman çok normal,” dedi Yasemin.
Sesindeki iğneleyici imayı duydum ama duymazlıktan geldim. Dağdelen Holding, babamındı. Eşim Zahir ise Şahin Holding’i yönetiyordu. Babam istediği için bu evliliği yapmıştım, sonradan da Zahir’den hoşlanmaya başlamıştım. Beni her zaman el üstünde tutmaya çalışıyordu.
Bakışlarım Yasemin'i buldu. Genç bir kadındı. Sanırım üniversiteyi iki sene önce bitirmişti. Bu nedenle bulunduğum konuma, Zahir'in bana davranışlarına, müdür olmama, mutlu olmama karşı hafif kıskançlıkları vardı.
Daha çok özeniyor gibiydi. Şimdiye kadar ileriye gitmemişti, samimi olduğumuz da söylenemezdi. Sanırım bir şirkette özel sekreter olarak çalışıyordu.
Ben... onların şirketinin bizimle iş yapmaya başlayacağından habersizdim. Zahir'e kesinlikle bunu sormalıydım. Yasemin'in Zahir'in etrafında olması beni rahatsız etmişti.
Yasemin'in Zahir'in etrafında olması beni rahatsız etmişti. Başımı iki yana salladım. Muhtemelen kuruntu yapıyordum, saçma bir kıskançlıktı sadece.
“Hadi o zaman, çıkalım!”
Üçümüz birlikte kapıya yöneldik. Yasemin’in ipeksi dalgalara sahip saçlarında bakışlarım gezindi. Rengi sapsarıydı. Küçükken de saçları bu renk olduğu için doğuştan sarışın olduğunu biliyordum. Boyu da bana nazaran bir hayli kısaydı. 1.66 boylarındaydı, minyon bir görünüşe sahipti.
Zahir sekreterine, “Sen de yemeğe çıkabilirsin. Dönünce ben sana geldiğimi haber veririm,” dedi.
Sekreteri hafifçe başını salladı. Önce Yasemin'e, sonra da bana baktı. Göz göze gelince bakışlarında o tanıdık hisleri gördüm. Acıma…
Kendim yetmiyormuşum gibi bir de akrabalarımın buraya çöreklendiğini mi düşünüyorlardı? Emin değildim.
Sekreter, bakışlarını benden kaçırıp eşyalarını toparlamaya başladı.
O sırada Zahir, odasının kapısına doğru döndü. “Sanırım bilgisayarımı açık bıraktım.”
Panikledim. Yasemin’in gözleri beni buldu. Bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı. Zahir’in koluna girdim. “Ben baktığımda bilgisayar kapalıydı.”
Zahir’in bakışları yüzümü şüpheyle süzdü. “Emin misin?”
Başımı hafifçe salladım. “Veri gizliliğine önem verdiğini biliyorum, Zahir. Sen odada olmadığın için kontrol edeyim dedim ama zaten kapalıydı.”
Bir şey söylemedi. Bakışlarıyla asansörleri işaret etti. Sanırım önce şüphelenmişti ama sonra göreceğim şey her neyse, bu kadar normal tepki vermeyeceğimi anlayıp konuyu kapatmayı seçmişti. Bu da beni iyice meraklandırmıştı.
O videodaki gerçekten en yakın arkadaşım mıydı ve orada ne yapıyordu? Eğer oysa videonun Zahir'de ne işi vardı?
Benim... ondan başka arkadaşım yoktu. Evden işe, işten eve giden bir kadındım. Kocamla arada gittiğimiz mekân Nara haricinde, eğlence mekânı anlayışına sahip değildim. Kısıtlanarak büyümüştüm, hem de fazlasıyla! Bu nedenle içim içimi yiyordu. Merak... iç organlarımdan bedenime yayılan bir kuşkuyla beni kasıp kavurmaya başladı. Lütfen aklıma gelen olmasın... Lütfen...
Asansöre bindiğimizde Zahir, beni belimden tutup önüne çekti. Hafifçe kıkırdadım. Yasemin’in bakışları üzerimizde gezindi.
Kulağıma fısıldayarak, “Bugün çok güzel olmuşsun,” dedi kocam.
Aynadan Yasemin'in gözlerini kısarak bu hâlimize baktığını gördüm.
Sesimi normal tutup, “Teşekkür ederim. Sen de bugün çok yakışıklı gözüküyorsun,” dedim.
Yasemin’in dudakları aralandı, bakışlarını asansör kapısına çevirdi. Zahir, ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı. O fısıldayarak söylemişti ama ben gayet herkesin -Yasemin'in- duyabileceği şekilde cevap vermiştim.
Zahir, hafifçe geri çekildi. “İyi misin?”
Omuz silktim. “Elbette! Biraz acıktım sadece…”
Değildim, nasıl olabilirdim? En yakın arkadaşım sarışındı ve tek kare görüntü… Aklım kesinlikle o videodaydı.
Bakışlarım Zahir'in üstündeki takım elbisede gezindi.
“Bu benim ütülediklerimden biri değil.”
Zahir, kendi üstüne baktı. “Duştan sonra ilk bulduğumu giydim. Neden? Kırışık mı gözüküyor?”
Parmaklarım omzundaki tozları buldu. Elimin tersiyle silktim. Zahir de aynaya dönüp üstünü kontrol etti.
“Tozlanmış. Sana evden yenilerinden getireyim. Bu kim bilir ne zamandan kalma...”
Başını sallarken içtenlikle gülümsedi. Sonra bakışları aynada Yasemin'le buluştu. Sanırım kocam da Yasemin'in bakışlarından rahatsız olmuştu, gülümsemesi soldu.
Asansörden indiğimizde Zahir sımsıkı elimi tuttu. Sanki diğer herkese karşı kullandığı kalkanıydım.
Zahir, bana iyice yaklaşarak, “Üzerime böyle titremene bayılıyorum,” dedi.
Gözlerimi kısıp ona baktım. “Kendimi bazen annen gibi hissediyorum.”
Her şeyini ben yapıyordum, evin işleri de yorucuydu. Hem çalışmak... hem de evle ilgilenmek... üstüne bir de aile meselelerini yönetmek zordu.
“Bak! Ne diyeceğim?”
Duraksadım.
Yasemin biraz önümüzdeydi, hâlâ lobiye yürüyordu.
“Sınırlarına saygı duyduğumu biliyorsun. Ama bu sene... Farklı bir şeyler deneyelim mi?” Bu sene mi? Anlamadım.
“10 yıl oldu, Venüs. Biz evlendiğimizde 22 yaşındaydın ve şimdi...”
Yutkundum. O kadar zaman olmuştu, değil mi?
“Evliliğimizin 10. yılına özel farklı bir şeyler yapalım. Yeni deneyimler...” Söylemeye çalıştığını tam olarak anlamamıştım.
“Ben... seninle daha yakın olmak istiyorum.”
Zahir'in söyledikleriyle kahkaha attım. “Birbirimizi daha ne kadar yakından tanıyacağız? Her şeyi birlikte yapıyoruz. Bir tek sen iş gezilerine falan gidiyorsun arada, bir de işte Mekân Nara'ya gidiyoruz. Açıkçası benim başım artık çok da ses kaldırmıyor.”
Zahir, gözlerimin içine baktı. “O zaman her şeyi bırakıp gidelim mi?”
“Nereye?”
Elimle Holding binasını gösterdim. “Çalışıyoruz. Uzun süre tatil yapabileceğimiz bir konumda değiliz.”
Omuz silkti. “Satalım o zaman.”
Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Ne demek satalım, Zahir? Hadi benim, Şahin Holding'de hiçbir hissem yok ama senin var. Tüm gençliğimizi burası için harcadık.”
Derin bir nefes alıp verdi. “Yoruldum, Venüs. Her şeye sıfırdan başlayabileceğimiz bir yere gidelim. Hem...” Zahir'in bakışları karnımı buldu. “Artık belki de kendi minik ailemizi düşünmenin zamanı gelmiştir. Maddi olarak sıkıntı yaşamayız. Bizi kimsenin tanımadığı bir yere basıp gidelim.”
İmasıyla bedenim buz kesti. “Bunu konuşmuştuk. Ben... ben kendimi asla hazır hissetmiyorum. Biliyorsun... o şeyi... ” Bakışlarım onun gibi karnıma indi, kısa sürede yeniden Zahir'e baktım. “Yaşatabilecek biri değilim.”
İç çekti. Etraftaki çalışanlar bize odaklanmıştı, rahatsız oldum. İnsan içindeyken kocamla olabildiğince resmi kalmayı tercih ediyordum. Sürekli birileri benim hakkımda konuşuyormuş gibi hissediyordum. Lise zamanlarımdan kalan bir travmaydı.
Zahir'in gözlerinin içine bakarak sordum. “Bilmediğim bir şey mi var? Yine Soydaş Holding, bize karşı hamle mi yaptı? Babamla mı ilgili? O adam ile yine kavga mı ettiniz?”
Zahir, birkaç kez Mekân Zühre'nin sahibi tarafından sıkıştırılıp tehdit edilmişti. Babamın, Soydaş Holding'le uzun zamandır süren düşmanlığı da ne yazık ki bir şekilde bize, Şahin Holding'e sıçramıştı.
Soydaş Holding, girdiğimiz ihalelere kendi iş alanlarında olmasa dahi giriyor, bir şekilde ihaleyi bizden çekip alıyordu. Onlarla iş yapmaya başlayan şirketler de bizimle olan ilişkilerini kesiyorlardı.
Bana hiçbir şey söylemedikleri için bu düşmanlığın nedenini bilmiyordum. Tabii ki konunun Zahir'le alakası yoktu. Bu düşmanlık biz evlenmeden çok öncesine dayanıyordu. Sorun, benim babamdı...
Zahir, beni sevmeseydi asla bu tarz bir olaya katlanmazdı. Soydaş Holding yüzünden ciddi tutarlarda zararımız oluyordu. Sırf bunu dengelemek, telefi etmek için insanüstü bir performansta çalışıyordum. Ekibimin ürünlerimize yaptığı tanıtımlar piyasada, üst üste pazarlama rekorları kırıyordu.
“Venüs ben... Seni seviyorum. Evliliğimizin yine böyle mutlu bir şekilde yıllarca sürmesini istiyorum. Ama artık sınırların beni zorluyor. Ne kadar saygı duyduğumu biliyorsun. Sana da... Sınırlarına da... Biz, dile kolay 10 yıldır evliyiz ama en son ne zaman öpüşmüştük, bana söyler misin?”
Bakışlarım etrafta gezindi. Burası bunları konuşmak için uygun yer değildi.
“Evde konuşsak dah...”
Zahir sözümü kesti. “Hayır, sorumun cevabını istiyorum.”
Yutkundum.
“Bu tarz şeyler bana ayıp geliyor, Zahir. Sanki o şeyleri... istediklerini... onları yaparsam annemin söylediği kötü kadınlar gibi olacakmışım gibi hissediyorum.”
Zahir hayretle, “Sadece öpüşmekten bahsediyorum, Venüs!” dedi.
Parmaklarım boynumu buldu, stresle kaşıdım. “Biliyorum ama düşüncesi bile midemi bulandırıyor.”
Evlendikten kısa süre sonra şirketin içinde bir röportaj yapmıştık. Zahir beni orada dudaklarımdan aşırı samimi şekilde öpmüştü.
Tüm... Abartmıyorum tüm, her yerdeydik! Bütün ülkenin ve elbette magazinin gündemi olmuştuk. Bizim, ''örnek'' ve ''mutlu'' çift olma serüvenimiz de o röportajdan sonra başlamıştı. Her yaptığımız takip edilir olmuştu, rahatsız ediciydi.
Üstümde sürekli beni yargılayan gözler vardı, bunu istemiyordum.
Zahir'in bakışları üstümdeki elbisede gezindi. Pahalı bir markadan ayak bileğimde biten, hatlarımı belli etmeyecek ölçüde bol, gayet de şık bir elbiseydi.
“Yıllardır evliyiz ama seni ne kısa bir etekle, ne şortla, ne de bu tarz bir elbise dışında bir şeyle gördüm. Sanki... Geçmişte kalmış gibisin. Yatak odamız dışında süslenmiyorsun.”
Bu... iyi bir şey, değil miydi? Sadece onun için özen gösteriyordum, işte. Hem 32 yaşındaydım, bu yaştan sonra her tarafımı ortaya çıkaracak şeyler giyecek hâlim yoktu ya? Hadi diyelim tarzımı değiştirdim, buna millet ne diyecekti? Beni kesin yine yargılarlardı.
Gözlerim Yasemin'in üstündeki kıyafeti buldu. Benim gibi uzun boylu, dolgun göğüslere sahip bir kadın değildi ama bedenini gerçekten giydiği elbiseyle öne çıkarmıştı. Onun da bakışları bizim üstümüzdeydi, diğer herkes gibi...
“Zahir... Bunları sonra konuşsak? Herkes bize bakıyor ben kendimi...”
Sert bir nefes bıraktı. “Annen yıllar önce öldü, Venüs! Artık şu önyargılarından ve tabularından sıyrılsan mı?”
Yutkundum. Benimle daha önce hiç bu şekilde konuşmamıştı. Kırılgan olduğumu bildiği için sözlerine dikkat ederdi.
“Ben... Sen her istediğinde seninle birlikte olmuyor muyum? Ne demek istediğini anlamıyorum. Başka neler istiyorsun?”
Zahir, başını iki yana salladı. “Görücü usulü evlendiğimizi biliyorum ama yıllar geçti, Venüs. Bana karşı... hiç mi bir şey hissetmiyorsun? İçinde o duyguları... ben... uyandıramıyor muyum?”
Hangi duyguları? Benden daha ne bekliyordu?
“Hep sorunun ben olduğumu düşünmüştüm ama bundan artık emin değilim. Sen... bilmiyorsun.”
Neyi bilmiyorum?
Güvenlik görevlilerinden biri yanımıza yaklaştı. İkimizin de bakışları ona döndü.
“Zahir Bey, dışarıda basından arkadaşlar var. Magazin…”
Ah! İşimiz gücümüz yok bir de bununla mı uğraşacaktık?
Zahir bana döndü. “Nereye gitmek istiyorsun, hayatım?”
Güvenlik görevlisi gelince sanki az önce konuştuğumuz hiçbir şeyi konuşmamışız gibi davrandı. Ona ayak uydurdum. Açıkça her zamanki gibi rol yaptım.
“Karşı binada çalışmak için gittiğim bir kafe var. Oraya ne dersin?”
Başını salladı, sonra güvenlik görevlisine döndü. “Onlarla görüşebiliriz ama röportajdan sonra gidecekler. Hiçbirini bir süre görmek istemiyorum.”
Görevli başını sallayarak Zahir’e baktı.
Yasemin'in yanımıza yaklaşmış olduğunu fark ettim.
“Neden size bu kadar taktılar anlamadım?” İğneleyici bir tonda, “Evlilik beceri mi oluyor anlamadım ki… Gözde çift falan…” diyerek gözlerini devirdi.
İçimde ona karşı garip bir his belirdi. Hani şöyle elimi topuzuna dolasam… Hayır hayır… Derin bir nefes alıp, sol elimin parmak uçlarını göğsüme götürdüm ve sırayla ritimli şekilde oynattım.
İyiyim, iyiyim, iyiyim. Sakinim, sakinim, sakinim.
SAKİN FALAN DEĞİLİM.
Yok yok, onu dinleme... Şşh! Biz sakiniz.
Zahir'in elimi tutması üzerine irkildim.
“Hadi, hayatım.”
Başımı sallayıp adımlarına eşlik ettim. Bazen... içimde başka bir kadın varmış gibi hissediyordum. Tüm benliğimi yırtarak dışarıya çıkmak istiyordu. Beni... Beni parçalamak istiyordu.
Onu sürekli dizginlemekten yorulmuştum. Belki de Zahir haklıydı. Yıllarca sırf beni aldatmasın diye ona süslenmiştim, istediği her zaman onunla olmuştum ama ben de kadındım. Hiç kendimi düşünmemiştim, bana böyle öğretilmemişti.
Çok uzun zaman -22 yıl- baskılanmıştım, sonra bir gün ansızın evlendirilmiştim. Sadece kocama karşı tam tersi biri olmamı söylemişlerdi ama kimse nasıl olmam gerektiğini öğretmemişti.
Bir kadın her alanda nasıl farklı bir kimlik inşa edebilirdi? Yıllarca yasak olarak algıladığın şeyler, nasıl sadece bir imzayla bir gecede değişebilirdi?
Zahir, “Bilmiyorsun, ” derken doğru söylüyordu. Neyi bilmem gerektiğini bile bilmeyecek kadar bastırılmış duygulara sahiptim.
Holding kapıları açılınca bir sürü flash patlamaya başladı. Tüm kameralar... Soru soran insanlar...
Sanki hayvanat bahçesinde sergilenen bir kuştum. Kanatlarımı açıp gökyüzüne uçmam gerekiyordu ama ben... Tamamen olmamam gereken bir kafesin içindeydim. Çırpınıyordum ama kimse görmüyordu. Kanatlarım şiddetle kafese vuruyordu.
Kendi kendimi yaraladığım, kanatlarımın arasından süzülen kandan anlaşılıyordu. Eğer... içimi yiyip bitiren şey doğruysa kendi kanatlarımı parçalamak uğruna bile olsa bu kafesten kurtulacaktım.
Bir an önce Zahir'in odasına dönüp hard diski almalıydım. O videoda ne vardı?
“Yıllardır herkes bekliyor. Bebek düşünmüyor musunuz?”
Magazin muhabirinin sorduğu soruya, “İşlerimizin yoğunluğundan buna vakit kalmıyor,” dedim. Bu bizim yıllardır klasik cevabımızdı.
Zahir, bana bakarak içtenlikle gülümsedi. “Minik Venüs'ler evin içinde gezsin istiyorum ama işkolik karımı ikna edemiyorum.”
Çevremizdeki herkes bir anda gülünce afalladım.
Zahir, ne yapıyordu? Üstümüzde bir anda kamuoyu baskısı oluşturacaktı. Sürekli bebek yüzünden zorbalanacaktım! “Kocan istiyor. Bu senin kadınlık vazifen. Ona çocuk vermelisin yoksa gidip başkasından yapar,” diyeceklerdi.
Yutkundum. Boncuk boncuk terlemeye başlamıştım. İyi hissetmiyordum, hem de hiç!
Erkek muhabirlerden biri, “Venüs Hanım'ın başarıları olmasaydı Şahin Holding'in çoktan iflas edeceği söyleniyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu.
Hemen yanındaki muhabir, “Soydaş Holding'e yine ihale kaybetmişsiniz,” dedi.
Nereden biliyorlardı?
Zahir'in her zaman birilerini küçümseyen piç gülüşleri vardı. Onlardan birini takındı.
“Biz... Karım, Venüs Şahin'le bir beden gibiyiz...” Soyadımı özellikle vurgulamıştı. Sanki birine meydan okuyormuş gibiydi. “Şirketimiz için elimizden ne geliyorsa birlikte yapıyoruz. Onun bu başarılarıyla tam tersi gurur duyuyorum.”
Bakışlar bana döndü.
Resmi verilerinden örnek vererek konuşmaya başladım. “Bu senenin ilk çeyreğinde piyasadaki %10'luk payımızı korumayı başardık. Yine kazanç olarak geçtiğimiz yıl çok ciddi bir temettü dağıttık. Yani... Evet, ihaleleri alamadığımız doğru ama ben buradayım.”
Bakışlarım Zahir'i buldu. “Holding'de çalışmaya devam ettiğim sürece elimden geleni yapacağım.”
Zahir'in kaşları çatıldı. Böyle bir cevap beklemiyordu.
Nazikçe gülümsedim. “Hadi ama arkadaşlar, sonuçta ben sadece Halkla İlişkiler Müdürü'yüm. Tüm Holding'in başarısını kimse bana bağlayamaz.”
Sözlerim Zahir'e övgü gibi gözüküyordu ama Zahir'in bedeninin irkildiğini hissettim. Kastettiğim şeyi anlamıştı.“İnsanın kendisini sonsuz destekleyecek bir eşi olmalı işte,” diyerek gülümsedi.
Yalancı bir gülümsemeydi çünkü tam tersi sinirleniyordu.Bakışlar bir anda başka bir yöne döndü. Holding'in önüne yaklaşan arabayı görünce dudaklarım aralandı. Babamın burada ne işi vardı? Kameralar arabadan inen babamı çekmeye başladı.
Zahir, “Sen odana dön istersen, hayatım,” dedi. Babamla aramın son zamanlarda iyice kötüleştiğini biliyordu. Hard diski hatırlayınca bu olay işime geldi.
“Kolay gelsin, arkadaşlar,” diyerek binanın içine yeniden girdim.
Lobideki çalışanların hepsinin bakışları üstümdeydi. Doğruca asansörlere ilerledim. Zahir'in odasının bulunduğu kata çıktığımda sekreterinin burada olmamasına sevindim. Adımlarım odaya yöneldi. Parmağımı okuttum, odanın kilidi açıldı.
Girdiğim gibi bilgisayara doğru koştum.
Aylar sonra...
Her şeyden ve herkesten soyutlanmış deli gibi içiyordum. Her zaman gittiğim mekânda sevgili kocam parti veriyordu. O nedenle kocamın hiç haz etmediği bir mekân tercihinde bulunmuştum.
Zühre.
Burayı neden sevmiyordu, en ufak fikrim yoktu. Aslında epey elit bir mekândı. Zahir, birkaç defa sahibinin onu sıkıştırıp tehdit ettiğini söylemişti. Mekânın sahibiyle de fotoğraf çekmeliydim. Zahir, fotoğrafı görünce kesinlikle buna kudururdu.
Evliliğimiz boyunca Zahir beni tam 13 kadınla aldatmıştı. Bu kadınların içinde en yakın arkadaşım ve biricik kuzenim de vardı. Tabii ben, her şeyden habersiz salak bir kadın olduğum için kandırılmıştım.
Zahir, beni aldattığı kadınlardan koleksiyon yapınca bir şekilde video kayıtlarını bulmuştum. Sonra da bu kayıtlarla Zahir’i tehdit edip boşanmaya ikna etmiştim. Anlaşmalı boşanma kağıtlarını ikimiz de imzalamıştık. Ama Zahir hangi nedenden dolayı bilmiyordum deli gibi boşanmak istememişti. Mahkeme günü bile ayaklarıma kapanıp beni ikna etmeye çalışmıştı.
Zahir’in bana karşı garip bir takıntısı vardı. Beni sevmiyordu, beni arzulamıyordu. Sadece ona ait olduğuma emin olmak istiyordu. Sanki onun gözünde savaş sonucu elde edilmiş bir ganimettim. Yani... Tam bir psikopatla yıllarca evli kalmış, ruhum bile duymamıştı. Aptaldım, hiç fark etmemiştim. Saftım, aileme ve Zahir’e güvenmiştim.
Babamın ortağının oğlu olduğu için görücü usulü evlilik yapmıştık ama tanıdıkça, Zahir’den hoşlanmıştım. Zahir’de şeytan tüyü vardı. Konuştuğu insanları rahatça etkileyebiliyordu.
Bakışlarım dikkatlice mekânda gezindi. Şimdiye birkaç kişinin yanıma gelmesi gerekiyordu ama hiçbir erkek yanıma yaklaşmamıştı. Garipti, hem de çok.
“Tazeleyeyim mi yenge?”
Kaşlarımı çatıp barmene döndüm. Lanet olası adam! Zahir, başka bir mekânda isminin boynuzlu olarak anılmaması için buradaki çalışanları parayla ayarlamış olmalıydı. İçki bardağımı barmenin önüne bıraktım.
Mahkeme boşanmayı onaylamıştı ama henüz karar kesinleşmemişti. İtiraz süreci bitmiş olsa da bekliyorduk. Zahir hâlâ kocamdı, karar kesinleşince boşanmış olacaktık.
Onun soyadını taşıyorken bana yaşattığını ona da yaşatmak istemiştim. İntikamım onun adına acı olmuştu. Herkesin diline düşmüştü. Eh! Ben zaten düştüğüm için çok da umursamamıştım. Eskiden, “Ne kadar aptalmış. Kocasına ilgi veremiyormuş. Kadınlıktan mı anlarmış o,” diyorlardı. Şimdi ise, “Erkekleri büyülüyor,” diyorlardı. Hepsinin popülerlik anlayışına...
Yattığı 13 kadına karşılık adımla anılan 13 adam…
Ben tabii henüz 11’deydim ama olsun. Her birinden bir parçayı ya da videoyu, sevgili kocama özel olarak gönderiyordum. İşte bu da benim koleksiyonumdu. Onunla yaşamadığım şeyleri başka erkeklerle yaşayabilme ihtimalim onu delirtiyordu.
Barışmak için elinden ne gelirse yapıyordu ama hiçbir önemi yoktu. Onun amacı ben değildim, kaybettiği itibarıydı. Sırf bu yüzden bu gece, her zaman gittiğim mekânı kapatarak "sarışınlarıyla" cemiyet partisi veriyordu. Sanki partisi çok umurumdaydı!
Zahir’den ayrıldığımdan beri kendimi özgür bir kuş gibi hissediyordum. Baskılanarak yaşadığım gençliğimi dibine kadar yeniden yaşıyordum.
Ben Venüs. Bugün herkes kocamı 12. defa aldattığımı zannedecek. 13’lük maratonu tamamladığımda ise kendime yepyeni bir hayat kuracağım. Bu hayata sıfırdan başlayacağım!
Son içkimi de kafama dikip ayağa kalktım. Ne çok sarhoştum ne de ayık. Her zaman kıvamında içerdim. Gecenin devamı için kafamın ayık olması gerekirdi.
Dans pistine geçtiğimde üzerimde yoğun bakışlar hissettim. Sanki tenimi delip içime işliyordu. Her hareketimi izlediğinin bilincindeydim. Bende buna göre dans etmeye başladım.
Güzeldim, hem de çok. Babamdan beni isteyenlerin haddi hesabı olmazdı. Hatta babam tanınan ve varlıklı bir ailenin, defalarca kapımızı aşındırdığını söyleyerek bununla övünürdü.
Tezgâhta sattığı kızını, sonunda Zahir’e ve onun kibirli ailesine layık görmüştü. Ne acı!
Parmaklarımı şarkının ritmine göre boynumda gezdirdiğimde, birkaç erkeğin daha dikkatle bana baktığını hissettim.
Dikkat çekiyordum. Annemin hanım hanımcık olmam konusundaki eğitimlerini komple tiye alıyordum.
Eskiden kafasını yerden kaldırmayan, bilekte elbise dışında bir şey giymeyen, evden dışarıya çıkmayan, en yakın arkadaşı hariç kimseyle görüşmeyen bir kızdım.
Evlilik bana çok şey öğretmişti. Aslında dünyanın hiçte masum olmadığını, sadece bir et parçası, bir eşya yerine konulduğumu anlamıştım. Ailemin hakkımda kötü niyetle yaptığı planları öğrenmiştim. Yıkıcı olmuştu ama atlatmıştım.
Gözlerimi açtığımda elinde viskiyle mekandaki sütunlardan birine yaslanmış bir adam gördüm. Bana bakan gözleri parlıyordu. Adamın bakışları tüm bedenimde yavaşça gezindi. En son uzun ve zarif parmaklarımda durdu. Ardından kaşlarını çatarak yeniden gözlerimin içine baktı.
Adamın farklı bir aurası vardı. Karar vermiştim, bugün adım onunla anılacaktı.
Elindeki viskiyi bitirerek bardağı arkasındaki çıkıntıya bıraktı. Sonra da öfkelenmiş gibi boynunu çıtlattı. Yanıma gelip hamle yapmasını beklerken ikinci katın merdivenlerine ilerledi.
Neden sinirlenmişti? Garip bir adamdı. Ama bu gizemli hâli nedense gözüme çekici gelmişti.
Çalışan olduğunu tahmin ettiğim biri kolumdan tutunca, “Hayırdır?” diye sordum.
“Çok içmişsiniz, ayakta duramıyorsunuz. Sizin için taksi çağıralım.”
“Ne!?”
Beni çıkış kapısına adeta sürüklerken merdivenlerin orada durdum.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun be!?”
Kolumu adamdan kurtardım.
“Zühre yenge, kurbanın olayım. Kan çıkmadan evine git.”
“Beyefendi, beni biriyle karıştırıyorsunuz. Ben Zühre değilim. İsmim Venüs.”
“Valla beni, ismin ne hiç ilgilendirmiyor. Şu an düşündüğüm tek şey, mekânım. Ortağımın şalterleri atarsa canım mekanıma yazık olur. Ve ben bunu hiç istemiyorum.”
Kaşlarımı çatarak önce adama baktım sonra da merdivenlere göz attım.
Hızlıca merdivenleri çıkmaya başladığımda, küfür savurarak peşime takıldı ve beni durdurmaya çalıştı.
Koridorda VIP odalar vardı. Hepsini teker teker açarak baktım.
“Yav yenge, bir dur!”
“Nerede?”
“Yahu misafirleri rahatsız etme bi’ dur.”
Açtığım kapıda sarmaşdolaş sarılan bir çift görünce kapıya yaslanarak bir süre onlara baktım.
“Böyle hizmetleriniz de mi vardı?”
Sesimle birbirinden ayrılan çift garip garip bana baktılar.
“Kalite kontrol birimi, siz devam edin,” diyerek kapıyı kapattım ve koridorda ilerlemeye devam ettim.
“Ya tamam dur, burada değil!”
Adamın konuşması ile adımlarım durakladı.
“Senin şu ‘ortağın’ nerede?”
“Benimle gel.”
Odaların arasında kalan başka bir koridora saptı. Koridorun sonunda makam odasını andıran bir kapı vardı.
Kafasıyla kapıyı işaret etti. “Burada.”
Tereddüt etmeden odanın kapısını açtım. Ama beni hiç beklemediğim bir manzara karşıladı.
Kocaman bir boşluk… Odada kimse yoktu. Adam, şaşkınca içeriye baktı.
“Az önce yukarıya çıkmıştı. Kendi gözlerimle gördüm.”
“Işınlanmayı bulmuş, yani?”
“Ne?” Sorumu anlayıp bu sefer de hayretle, “Ne!?” diye haykırdı.
“Git ve ortağını bul. ‘Yenge, mekânda seni bekliyor,’ de.”
“Ha?” Adamın gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Adar, bundan hiç hoşlanmayacak.” Adar…
.png)