
Kocasına hamile olduğunu söylemeye hazırlanırken kendi boşanma dilekçesini bulacağını nereden bilebilirdi?
Arya, uzun zamandır beklediği haberi sonunda almıştı. Hamileydi. Geçmişte yaşadığı kayıplardan sonra tek istediği bu kez her şeyin yolunda gitmesi, bebeğini kucağına alması ve kurduğunu düşündüğü sakin hayatına devam etmekti. Fakat mutluluğu yalnızca birkaç saat sürdü.
İmzalaması için önüne bırakılan evrakların arasında kendi adına hazırlanmış bir boşanma dilekçesi vardı. Daha da kötüsü, henüz hamile olduğunu kimsenin bilmediğini düşünürken belgelerde çocuklarının velayetinden söz ediliyordu.
Kocası ondan ne saklıyordu?
Arya bu sorunun cevabını ararken yıllardır adını duyduğu Kalender Kandemir’le yolları hiç beklemediği bir şekilde kesişti. Güçlü, mesafeli ve hakkında ne kadar şey duyarsanız duyun tam olarak tanıyamayacağınız adamlardan biriydi. Arya için hayatına yeni giren bir yabancıydı ama Kalender için Arya kesinlikle yabancı değildi.
Arya, dağılan evliliğinin arkasındaki gerçekleri öğrenmeye ve bebeğini korumaya çalışırken kendisini yavaş yavaş Kalender’in dünyasının içinde buldu. Üstelik Kalender hakkında öğrendiği her yeni şey, beraberinde başka bir soru getiriyordu.
Onu neden bu kadar iyi tanıyordu?
Neden yıllardır uzaktan hayatının bir parçası olmuştu?
Ve Arya, herkesten şüphe etmeye başladığı bir dönemde neden en çok ona güvenmek istiyordu?
Bazen hayatını altüst eden kişi, hayatına yeni giren biri değildir. Sadece orada olduğunu hiç fark etmediğin biridir.
Kalender Kandemir & Arya Reis
ARK Evreni İçindeki Serilerin Tarih Sıralaması:
(Her seri üç kitaptan oluşmaktadır)
Mehtap (2017 - 2022)
Arya (2023 - 2024) ~ Bu hikâyenin serisidir, üç kitaptan oluşmaktadır ~
Venüs (2027 - 2029)
Arven (2044 - 2047)
Bu ürün fiziksel bir kitap değildir. Satın alma işleminin ardından Ruyam Books hesabınıza tanımlanan ve elektronik ortamda erişime açılan dijital içeriktir.
Dijital içeriğe erişimin sağlanmasının ardından, ilgili mevzuat kapsamında cayma hakkına dayalı iade yapılamamaktadır. İçeriğin erişilememesi, eksik veya ayıplı sunulması hâllerinde tüketicinin yasal hakları saklıdır.
Arya - Birinci Hikâye - ARK Evreni
31 Temmuz 2023 ~ Arya
Hastaneden mutlu… Hayır, inanılmaz mutlu bir şekilde çıktım. Sonunda ona sahiptim. Bu zamana kadar hep onu beklemiştim. Benim minik bebeğimi…
Kâğıtta yazan 1.710 HCG değerini görünce yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı. Hem kaygılı hem de umutluydum. Bir önceki hamileliğim bebeğimin kalbinin durmasıyla sona ermişti. Bir şeylerden şüphelenmiştim ama aynı duyguları yaşamaktan korktuğum için cesaretimi toplayıp eczaneden erken gebelik testi alamamıştım.
Regl günüm üç dört gün gecikince koştura koştura hastaneye gelmiştim. Doktor Hanım, önümüzdeki süreçte dikkatli olmam gerektiğini, kullandığım ilaçlar nedeniyle sağ yumurtalığımda olağan dışı bir hareketlilik gördüğünü, büyük ihtimalle önemli bir durum olmadığını ama tedavimi yürüten doktorun bunu değerlendirmesi gerektiğini söylemişti.
Geçen sene, kocamın sperm kalitesi bir türlü artırılamayınca tüp bebek merkezinde ilaç tedavisine başlamıştım. Art arda yaşadığım düşükler nedeniyle doktorum Ender Bey özel tahliller istemişti. Sonuçlara göre bize bir yıl süre vermiş, bana uygulanan tedavinin yeterli olacağını söylemişti.
Bir önceki hamileliğim bebeğimin kalbinin durmasıyla sona ermişti. Aynı duyguları yaşamaktan korktuğum için cesaretimi toplayıp eczaneden test alamamıştım.
Defalarca kez aynı hayal kırıklığını yaşamak insanın ruhunda derin yaralar açıyordu. Aslında eşim Kahraman’ın umutsuz bakan gözlerinden çekinmiştim. Kürtaj operasyonunun yarattığı travma içimde kapanmayan bir yara olarak kalmıştı. Her yılın 17 Ekim’i dünyaya geldiğim ama aslında varlığımı sorguladığım o gündü. İçinde birden fazla acıyı barındırıyordu, kesinlikle lanetli bir tarihti.
Eşim dün, “Artık tüp bebek denememiz gerekiyor,” demişti. Ona, “Hamile olabilirim,” dememek için kendimi zor tutmuştum.
Şimdiyse iki yıldır beklediğimiz minik mucizemiz işte, buradaydı.
Şu an tek istediğim koşarak eve gitmek ve hamileliğimi haykırarak eşime söylemekti çünkü Kahraman’ın bu haber için -ve tabii ki bebeğimiz için- her şeyi yapabileceğini biliyordum.
Eve girer girmez koltuğa uzandım, kâğıdı göğsüme bastırdım. Yukarıdan gelen seslerden Kahraman’ın evde olduğunu anladım. Sanırım telefonla konuşuyordu. Ona bu müjdeyi hemen verebilirdim ama babamlara akşam yemeğine gidip hepsine aynı anda söylemek istiyordum, eminim mutluluktan bayılacaklardı.
Evlenmeden önce annem ve ablamın beni hiç anlamadığını hatta sevmediklerini düşünürdüm. Ablamla olan ilişkim geçirdiği trafik kazasından sonra tamamen değişmişti artık aramızdan su sızmıyordu. Özellikle hastane süreçlerimde hep yanımda olmuş, elimi sıkıca tutmuştu. Belki kayıplarımı anlayabildiği içindi belki de geçmişte hatalı olan bendim, ergenliğin getirdiği başkaldırıyla onun bana en çok ihtiyacı olduğu zamanlarda yanında olamamıştım.
Babamın göz bebeğiydim. Bugün torunu olacağını öğrenince çok sevinecekti. Zaten beni her zaman şımartır, kararlarımda arkamda dururdu. Gerçi evlenme kararımı başta onaylamamıştı biz evlendikten sonra Kahraman’la bir şekilde anlaşmışlardı, araları yine de eskisi gibi değildi.
Merdivenlerden kocaman bir gülümsemeyle çıktım. Soyunma odasına girip rahat kıyafetlerimi giydim, çıkardıklarımı kirli sepetine attım. O sırada sepetin fazlasıyla dolduğunu gördüm, çamaşır yıkama vakti gelmişti. Zaten çamaşır makinesi hiç boş kalmıyordu. Bu konuyu Kahraman’la konuşmalıydım, ev işleri için güvenilir birini bulmalıydı.
Evde yabancı birini istemiyordu. Bedenimi yormadığımda zihnimin düşüncelerle boğuştuğunu bildiği için tüm gün evde boş boş oturmak yerine -ki ben evden çalışıyordum- ev işleriyle ve yemekle ilgilenmem gerektiğini söylüyordu. İlgilenirdim tabii neden ilgilenmeyeyim? Ama bazen zorlanıyordum.
Çocukluğumdan itibaren üniversiteye kadar zorlu eğitimlerden geçmiş, bambaşka bir hayat yaşamıştım, üniversiteyi ise en iyi dereceyle bitirmiştim. Gerçi mezun olduğum bölümde çalışmıyorum ama hobi olarak başladığım iş, zamanla bana hem maddi hem de manevi bağımsızlık sağlayan bir mesleğe dönüşmüştü. Evlenmeden önce yemek yapmayı bile bilmeyen ben, şimdi hem ev hanımı hem de evden çalışan bir kadın olmuştum.
Ah, tabii ya, platformdaki canlı yayın takvimini hamileliğime göre yeniden düzenlemeliydim. Ayrıca bu akşam aile yemeğinden güzel bir fotoğraf çekip bebek haberini sosyal medyada paylaşmalıydım.
Kahraman’ın sesini duydum. “Hayatım, ne zaman geldin?”
“Az önce geldim, bir iş birliği için toplantım vardı. Dün sana söylemiştim.”
Hatırlamaya çalışıyormuş gibi yüzüme baktı. Bazen Kahraman’ın beni dinlediğini düşünmüyordum sanki aklı başka yerlerdeydi. Tamam, bizim evliliğimizde aşk çok ön planda değildi. Açıkçası sevgi, saygı, dostluk daha öncelikliydi ama sonuçta kocamdı, değil mi? Beni anlamasını ve ilgi göstermesini beklemem en doğal hakkımdı.
Yaşadığımız kayıplar nedeniyle yıprandığımızı biliyordum, bu yüzden onu da anlıyordum sanki hayatımızın tek amacı bir anda bebek olmuştu. Hâlbuki ilk sürpriz hamileliğime kadar bebek sorumluluğuna hazır değildim. Nasıl gerçekleştiğini de anlamamıştım, korunuyorduk. Hamileliğim sırasında bebeğimize çok bağlanmıştım, Kahraman’ın bana ve bebeğe olan ilgisi hoşuma gitmişti, onun mükemmel bir baba olacağını anlamıştım sonra ansızın bebeğimizi kaybedince büyük bir boşluğa düşmüştüm. Kahraman ise her zaman olduğu gibi yanıma oturmuş, beni ayağa kaldırmak ve psikolojimi düzeltmek için elinden geleni yapmıştı.
“Bugün çok yoruldum, ne yemek hazırladın?” diye sordu.
“Bugün bizimkilere gideriz diyordum, epeydir gitmedik.”
Kahraman yüzüme baktı, kısa bir süre ifademi inceledi. “Yemek yapmadın mı yoksa yapmayı mı unuttun?”
Bu sıralar biraz dalgın olduğumu biliyordum ama yemek yapmayı unutacak kadar da değildim. Kahraman her zamanki gibi abartıyordu.
“Hayır, orada yeriz diye düşündüm. Üzgünüm, fikrini almam gerekirdi. Yorgun musun? Gitmek istemiyorsan hemen bir şeyler hazırlarım, dünden nohut ıslatmıştım.”
Zihnindeki bir soruya cevap bulmuş gibi rahatladı. “Gerek yok, tamam gidelim. Zaten babanla konuşmam gerekenler var, annenin şirketi için sermaye artırımı yapılıyor onunla ilgili…” Duraksadı. “Yarın öğleden sonra birkaç imza için hukuk bürosuna gelmen gerekiyor, ben de orada olacağım.”
Kahraman merdivenlerden inmeye başladı.
“Yarın canlı yayınım var ama...” Devamını getiremedim çünkü durup arkasına bakmadı. Tüp bebek konusunda net bir cevap vermediğim için mi böyle davranıyordu?
Telefonumu alıp aşağı kata indim. Kahraman, salonun köşesinde bulunan içki barının taburesine oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Gidip arkasından sarıldım, karnım sırtına değdi.
İşte bebeğim, babanla ilk temasın...
“Bugün günün nasıl geçti, kocacığım?”
Ellerimi üstünden uzaklaştırdı. “Çok sıcak…” Kahraman’ı tanıdığımdan beri temastan hoşlanmazdı.
Bana döndü. “Partiyle ilgili birkaç işim vardı, onlarla ilgilendim. Her zamanki gibi birilerinin arkasını topladım.” Kahraman’ın babası milletvekiliydi.
“Her şey yolunda mı peki?”
Başını salladı. “Sen iyi ol, gerisini bir şekilde hallederim.”
Kıkırdadım. Bakışlarım telefon ekranını buldu. “Ablamla ne konuşuyorsunuz?”
Telefonu ters çevirdi. “Benim rüçhan kuponlarımı satın almak istediğini söyledi, onu konuşuyorduk.”
“Yatırım şirketinin sahip olduğu payları mı yoksa annemin sana düğün hediyesi verdiği hisseleri mi?”
“Yatırım şirketinde yönettiklerimiz Buğra’ya ait. Kimliklerde sıkıntı çıkınca Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında yeni bir diplomatik kriz yaşanmasını önlemek istedik. Bir süre daha biz yöneteceğiz, orada durum biraz… karışık.”
“Türkiye’ye aynı kimliklerle yeniden girebilmeleri Dışişleri Bakanlığı’ndan çok MİT’e bağlı o zaman.”
“Türkiye’ye aynı kimliklerle yeniden girebilmeleri Dışişleri Bakanlığı’ndan çok MİT’e bağlı o zaman.”
“Önlem olarak bir süre operasyonlar Umman üzerinden organize edilecek. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Rusya’ya uyguladığı kız kaçırma yaptırımları bir türlü kalkmadı. Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki yasadışı suç örgütlenmesi henüz çözülmedi. Hem Rusya hem BAE hem de Türkiye için sorunları ayrı ayrı çözmeye çalışıyorum. Malum hepsi birbiriyle bağlantılı.”
“Yorucu…”
“Her şeyin ortasında kaldığı için Buğra’nın kafa dinlemeye ihtiyacı olmalı.”
Birbirimize imayla baktık. Güldü. Kahkaha attım.
Ortak bir arkadaşımızın taklidini yaptım. “Halası dayıma kaçmasaydı iyiydi ama ne yapacaksın işte, kader.”
“Babası Türkiye’de yasadışı örgüt kurmasaydı iyiydi ama… dur ya sen daha iyi söylüyorsun.”
“Ne yapacaksın işte, kader…”
Güldük.
“Özlemedin mi? Epeydir görüşmüyorsunuz?”
Omuz silktim. “Artık eskisi kadar yakın değiliz.”
“Sonuçta siz bir ekipsiniz.”
Gözlerim boşluğa daldı. “Emin değilim.”
Kahraman’la sohbetimiz kısa sürdü ardından hazırlanıp yola çıktık. Tabii ki çıkmadan önce kan değerlerimin bulunduğu kâğıdı çantama yerleştirmeyi unutmadım.
Doktor Hanım, ultrason için gün almam gerektiğini ve bebeğin bu haftalarda kalp atışlarını duyabileceğimizi söylemişti ama bu anları Kahraman’la birlikte yaşamak istediğim için, ‘’Onun uygun zamanında randevu oluştururuz,’’ diye düşünmüştüm. Yani en kısa zamanda hem Doktor Hanım’a hem de Ender Bey’e ayrı ayrı randevu almamız gerekiyordu.
Kahraman, “Bir şey mi oldu?” diye sordu.
Ona döndüm. “Efendim? Ne oldu?”
“Bilmiyorum, dalgın gibisin. Bana mı bozuldun?” Onu anlamadığımı belli eden bir ifadeyle yüzüne baktım. Avucumun içini öptü. “Dalgın gözüküyorsun, hayatım. Evde iyiydin. Sarılmana karşılık vermediğim için mi bozuldun?”
Ah, tabii ki bebeğimizi düşündüğümü söyleyemezdim. O zaman Kahraman’a nasıl cevap vermeliydim?
“Lütfen, bana böyle bakma. Temas sevmediğimi biliyorsun,” dedi. Elimi tuttu, dizine koyup hafifçe sıktı. Bu hareket, ‘’Bana istediğin gibi dokunabilirsin,’’ demekti.
Gülümsedi. “Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun, değil mi? Bu aralar işlerim yoğunlaşınca sana zaman ayıramadım, biliyorum. Tedavi süreci başladığında boş vaktim olsun istiyorum. Tüm süreçte yanında olacağım.”
Göz kırpınca tebessüm ettim. “Biliyorum.”
Tüp bebek konusunda bir şey söylemediğim için ne düşündüğümü anlamaya çalışıyormuşçasına yüzüme dikkatle baktı. Birkaç saat sonra hamile olduğumu açıklayınca mutlu olacağını biliyordum. Bana yine sevgiyle, umutla ve mutlulukla bakacaktı. Sadece baba olmak istiyordu.
Bebeğim, çok şanslısın. Daha baban seni bilmiyor buna rağmen ısrarla istiyor. Seni çok sevecek, hep koruyacak… Sen bizim yaşadığımız gibi bir çocukluk yaşamayacaksın. Seni sevgiyle büyüteceğiz ve mutlu etmek için elimizden geleni yapacağız. Canımın içi, sana söz veriyorum, annen her zaman yanında olacak.
Ailemin evine varınca heyecanım yenilenmiş, arabadaki dalgın hâlimden eser kalmamıştı. Biliyordum herkes hamile olduğumu duyunca çok sevinecekti. Arabadan inip Kahraman’la birlikte evin girişine ilerledik. Biz daha varmadan evin hizmetlileri kapıyı açtı. Annem sürekli söylendiği için uzun süreli çalışan birkaç kişi vardı. Onun dışında hep yeni birileri çalışmaya gelir, giderdi. Bu nedenle kapıdaki hizmetlileri tanımıyordum. İçlerinden biri kapı girişinde ceketimi aldı.
Heyecanımı baskılamaya çalıştım, kocamın elini tuttum. Tanrım, bayılacak gibiydim. Ne zaman hamile olduğumu açıklamalıydım? Hemen mi? Yemekte mi? Yoksa tatlıdan önce mi? Evet, kesinlikle tatlıdan önce söylemeliydim. Hem müjdeyi verdikten sonra ağzımız tatlanırdı.
Çalışanlar, beni ve Kahraman’ı ailemin evine âdeta bir misafir edasıyla buyur ettiler. O an bu evin bir ferdi değilmişim gibi hissettim. Ben burada doğmuştum, burada büyümüştüm ve ilk adımlarımı şu an üstünde yürüdüğüm koridorda atmıştım ama bu ev, neden bana bu kadar soğuk ve uzak hissettiriyordu?
2016 yılında Dubai’den kaçtıktan sonra üniversiteye başlamıştım. O süreçte evden tamamen ayrılıp okula yakın bir yere taşınmıştım. İlk defa ev sıcaklığını orada deneyimlemiştim. Haftanın üç günü temizlik ve yemek için gelen Aynur abla ile hâlâ görüşüyordum. Geçen aylarda kızı nişanlandığı için ona hediye almış, nişan törenine katılmıştım bu yüzden Kahraman ile tartışmıştık.
Kararlarıma müdahale edilmesinden hoşlanmazdım ve annemin deyimiyle biraz asi, başına buyruktum. Bundan dolayı pişmanlık duymamıştım. Ne gideceğim yere ne giydiğim kıyafete ne de söylediğim kelimelere kimse karışamazdı. Eksiklerim elbette vardı fakat nerede nasıl davranmam gerektiğini biliyordum. Sonuçta alın teriyle kızını okutmaya çalışan Aynur abla, bana aile sıcaklığını hissettiren ilk insandı.
Gerçi bu durumun Aynur abla ya da onun mesleğiyle ilgisi yoktu. Kahraman’ın yabancılara karşı mesafeli duruşundan kaynaklanıyordu. Ona, Aynur ablanın yabancı olmadığını dört yıl boyunca benimle ilgilendiğini anlatamıyordum. Kahraman, çevremize giren insanlar konusunda her zaman tedbirli davranırdı.
Salona girdik. Annem ve babam oturma grubunda oturmuş, sohbet ediyordu. İlk olarak ablamla göz göze geldim. Ona samimi bir şekilde gülümsedim. Ablam ise bizi kısaca süzdükten sonra bana göz kırptı. Kahraman elini elimden çekti, annemle babamın yanına yöneldi. Ben de ablama sıkıca sarıldım, bugün benim için en çok Melek mutlu olacaktı.
Eskiden sürekli yan yana olmamıza rağmen pek iyi anlaşamazdık. 2019 yılında ben evlenmeden bir -bilemedin bir buçuk- yıl önce ablam büyük bir trafik kazası geçirmişti. O gün toplantım olduğu için menajerim Utku’yla çiftlik evinden erken saatlerde ayrılmıştım. Ablam ise geceyi birlikte geçirdiğimiz çiftlik evinden benim arabamla dönerken kaza yapmıştı. Ne yazık ki kaza sırasında karnının alt kısmına metal bir çubuk saplanmıştı. Doktorlar rahmini almak zorunda kaldıklarını ve artık bebek sahibi olamayacağını söylemişti. Ben de haberi alır almaz soluğu ablamın yattığı hastanede almıştım.
Ameliyatından sonra ne kadar yanında olmaya çalışsak da ablam depresyona girmiş ve bir süre herkesten soyutlanarak yatılı psikolojik tedavi görmek zorunda kalmıştı. Bu süreç onu fazlasıyla yıpratmıştı. 2020’de Yalıkavak’taki mezuniyet partimde daha yeni kendisine gelmeye başlamıştı. Kahraman’la evlilik sürecine girdiğimizde aşırı zayıflamıştı ardından kendisini yavaş yavaş toparladı. Hatta ilk hamileliğimde psikolojik durumundan çekinerek ona uzun süre hamile olduğumu söylememiştim.
Bebeğimin kalbinin durduğunu hastanede öğrenmiştim. Sanki duyduklarım karşısında dünya başıma yıkılmıştı. O an ne zamanı ne de bulunduğum yeri algılayamadığımı hatırlıyorum. Sadece acı vardı her yeri saran, her şeyi yok eden bir acı... Ablam, beni görünce eli ayağına dolaşarak yanıma gelmiş ve bana sıkıca sarılmıştı.
Gözlerinden süzülen yaşlar benimkilerle birleşip karışırken, saatlerce hiç konuşmadan oturup ağlamıştık. Kelimelerin anlamsızlaştığı o boşlukta her şeyin kaybolduğu o anı birlikte paylaşmıştık. Sanırım asıl o zaman yakınlaşmaya başlamıştık. Ablam ve ben, birbirimizi bu konuda çok iyi anlamıştık. Melek, ilk defa benim bir derdimi kendi derdi olarak görüp benimle birlikte bebeğimin yasını tutmuştu. Sonraki yıllarda ne zaman ona ihtiyacım olsa yanımda olmuştu. Resmen kendi hayatını ikinci plana atıp beni önceliği hâline getirmişti.
Babam, kollarını açıp bana seslendi. “Hoş geldin kızım, benim gün ışığım.”
Koşarak yanına gittim, sıkıca sarıldım. “Hoş buldum, babacığım.”
“Ayten, bizim kızlarımız ne çabuk büyüdüler. Baksana, boyuma yaklaştılar,” dedi babam anneme dönerek.
Ablam Melek, imalı bir şekilde söylendi. “Baba, yalnız bizim boyumuzun uzaması duralı epey oldu ama sen bilirsin.”
Kolları arasından çıkıp başımı kaldırdım. “İki buçuk ay sonra 26 yaşına gireceğim, sence de bizi çok ufak görmüyor musun?”
Dudakları aralandı şaşkın bir şekilde, “Ne? 26 yaşında oldun mu? Ablan 26 yaşını yeni doldurdu sanıyordum. Arya, 30 yaşına yaklaşmışsın resmen orta yaş sınıfına giriyorsun,” diyerek masaya yöneldi, baş köşeye oturdu.
Ablamla bakıştık. 26 ile 30 arasında dört yaş olduğunu babama kim söyleyecekti?
Melek, babama döndü. “Yok artık baba, daha ben 30 yaşında değilim, 29 yaşındayım. Genciz biz, hem 30 yaş ne ki?”
Annem, babamın cevap vermesini beklemeden klasik sorusunu yapıştırdı. “Evet, senin evlenme yaşın geldi de geçiyor, Melek. Ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun?”
Ablamın keskin bakışları anneme döndü. Bir anda evin içinde soğuk rüzgârlar esti. Uzun yıllardır ablamın yanında erkek sinek bile görmemiştim, en son ilişkisi kaza günü sona ermişti. Arada mesajlaştıklarını bilsem de Berk’le uzatmalı manita durumundan ileriye gidememişlerdi. Zaten ben de Berk’i hiç görmemiştim, onunla tanışmak bir türlü kısmet olmamıştı. Ablamın yaşadıkları kolay değildi. Annemin onu anlaması gerekiyordu ama işte, her zamanki annemdi.
Ortamı biraz olsun neşelendirmek için gülümsemeye çalıştım. ‘’Şu anda konu buraya nasıl geldi? Haydi oturalım, bugün kurt gibi acıktım.’’
Başlangıçlar geldi ve ardından çorba servis edildi. Arada Kahraman ve babam kısa kısa işlerden bahsediyordu, masada onun dışında konuşulan bir şey yoktu.
Hamilelik haberini vereceğimden dolayı fazlasıyla heyecanlıydım. Bir anda içimde tutamayacağımı fark edip söylemeye karar verdim.
Kesinlikle öğrenince hepsi şoka girecekti. Acaba çorba boğazlarında kalır mıydı?
Derin bir nefes aldım. Haydi, yapabilirsin kızım, üçten geriye sayıyorum.
Üç. İki. Bir.
Babam bana dönüp bir anda konuştu. “Sana sponsor olan şu firma vardı ya…”
ARK’tan mı bahsediyordu yoksa o markanın sahibi Kandemir Holding’den mi? Peki şu an önemli olan bu muydu gerçekten baba? Tam hamilelik haberini vermek için kendimi hazırlamıştım.
Babam konuşmaya devam etti. “Dubai’nin savunması için sizinkilerle iş birliği yapmaya başlamışlar.” Ne? Şeyh Raşid Khalil’in yönettiği Dubai ve sponsorluk anlaşması yaptığım şirket mi? Bu tam olarak ne demek oluyordu? Kahraman’la göz göze geldik, bu olaya anlam verememiştik.
“ARK’tan mı bahsediyorsun, baba? Anlamadım. Onların savunmayla ne işi olur ki?” diye sordum.
ARK, benim işimde aldığım en büyük sponsorluktu. Hatta bizim sektörde adı benimle o kadar anılmıştı ki şirketi benim sananlar ya da orada çalıştığım düşünenler oluyordu. ARK, bana ve tabii ki canlı yayınlarıma sponsor olmasaydı şu an bu kadar tanınmış olmazdım. Ailemle aramın kötü olduğu bir dönemde hayatıma bu şirket girmişti, dönüm noktalarımdan biri olmuştu.
2018’den beri Kandemir Holding’in alt markalarından biri olan ARK şirketinin dijital reklam yüzüydüm. Bulunduğum sektörde genelde bu tarz sponsorluklar ve iş birlikleri kısa sürerdi. Tabii ki böyle global bir firmanın neredeyse beş yıldır benimle çalışıyor olması babamı da gururlandırmıştı. İşimi o zaman kabul etmeye başlamıştı.
“ARK’ın bağlı olduğu holding,” dedi babam. Kandemir Holding’den bahsediyordu. “İşleri gittikçe büyüttüler. Aramızda kalsın, güvenlik ve inşaat sektöründe kendilerini çok geliştirdiler. Diğer sektörlerde de iyi işlere imza atıyorlar. Çok büyük uluslararası bir şirket oldular.” İçinde hiç bitmeyen Türk milliyetçiliğiyle, “Sahibi Türk sonuçta,” dedi.
Gözlerinde gururlu bir ifade belirdi. “Türkiye’de dev olmakla tüm ülkelerde tanınmak arasında büyük bir fark var. Kendilerini her anlamda girdikleri her işte başarılarıyla kanıtlıyorlar.”
Kocam, “Haldun Bey, geçen gelen sözleşmeleri gördüm,” dedi. “Çoğu gizli belgeydi o yüzden bazı yerleri karartılmıştı. Dosyaların içinde inanılmaz isimler yer alıyordu, bahsedilen kişileri gerçekten koruyorlar mıymış? Bu sıra dışı…”
Babam başını sallayınca Kahraman ona, “Toplantıya siz katıldıysanız görmüşsünüzdür. Şu herkesin bahsettiği adam... Kalender Kandemir, nasıl biri?” diye sordu.
Annem isyan etti. “Yine iş, iş, iş... Gerçekten sofrada sadece iş konuşuyorsunuz, çok sıkıldım.” Ayağa kalktı. “Siz devam edin, ben de mutfakta şu tatlılara bakacağım,” diyerek masadan ayrıldı.
Babam bana döndü. “Kızım, sen hiç gördün mü Kalender Bey’i?”
Kahraman, babamın sözüne devam etti. “Evet, hayatım, sonuçta yıllardır iş yapıyorsunuz.”
Ablama doğru baktım, anlatıp anlatmamakta kararsız kaldım çünkü içinde onun hikâyesi vardı. Sanırım biraz yumuşatıp anlatabilirdim hem az sonra müjdeli haberi verecektim, ablam üzülse de uzun sürmezdi.
“Aslında bir keresinde randevumuz vardı. Sanırım bir yılın ardından sözleşme yenileme teklifi aldığım sıralardaydı. Bu iş için benimle görüşen kadın, ilk defa Kalender Bey’in böyle bir sözleşme için geleceğini söylemişti.” Sandalyede geriye doğru yaslandım. “Genelde büyük isimlerle yapılan sözleşmelere gitmezmiş ama bizim sektörü merak ediyormuş. Kadın öyle bir şeyler anlatmıştı.”
Bundan sonrası kritikti. Ablama bir süre baktım ardından babama döndüm. “O gün randevuya Utku’yla birlikte gittim. Kalender Bey gelmeden önce önemli bir telefon aldığım için randevuyu iptal etmek zorunda kaldım. Bir daha da Kalender Bey’le görüşme şansımız olmadı. Yani tanışmıyoruz ama birkaç yerde uzaktan görmüştüm.” Önemli telefon dediğim ablamın kazası için arandığım zamandı. Ablamın ağlayışları hâlâ kulağımdan gitmiyordu.
Babam, düşünceli bir şekilde kafasını salladı. “Gerçekten güçlü bir adama benziyor.” Kocama baktı. “Geçen kazandığımız davayı da inceledin mi, Kahraman?”
“Evet, Haldun Bey, açıkçası kazanma şansınızın olmadığını düşünmüştüm.” Hafif alay içeren bir ses tonuyla, “Zaten o davayı kazandığınız için sizinle bu işleri yürütmeye başlamadılar mı?” dedi.
İki buçuk yıldır evliydik, hâlâ tam olarak anlaşamıyorlardı ama Allah’tan birbirlerine olan saygıyı koruyup birlikte iş yapabiliyorlardı.
İlk evlenmeye karar verdiğimizde bize karşı çıkmıştı, o aralar babamla ciddi tartışmalar yaşamıştık. Kahraman’ın omzunda babamla aramızdaki soğukluğa üzülüp defalarca kez ağlamıştım. Hâlbuki ağlamayı pek sevmezdim yani dizi izlemek dışında... Çünkü belli başlı dizileri sırf ağlamak için açıp izliyordum ama gerçek anlamda, ailemden birine zarar gelmediği sürece çok nadir ağlardım. Şimdi ise babam zamanında istemediği damadı sayesinde dede oluyordu.
Annem, söylenerek yanımdaki yerine oturdu. “Ay hâlâ iş mi konuşuyorsunuz? Gittim geldim, yine iş.”
Sanki iş konuşmanın tam sırasıydı. Ben size hayatınızın haberini vermek için sabırsızlanıyordum. Acaba kız mı yoksa erkek mi olacaktı?
Bebeğin odasını hemen hazırlamayacaktım. Heveslendiğim her şeye kürtajdan sonra çok pişman olmuştum. Biraz büyümesini bekleyecektim, beşinci ayından sonra Kahraman’la gidip eşyalarını alabilirdik. Özellikle 17. haftayı doldurması gerekiyordu. Bir an önce minik bebeğimin kesesini görmek, kalp atışlarını duymak istiyordum.
“Boş gebelik mi? Dış gebelik mi? Bir şey olacak mı?” diye düşünmekten içimdeki korku bir türlü azalmıyordu.
Annem yine rahat durmadı. “Kaç yıldır evlisiniz, hâlâ bize anne baba demiyor. Hayır, anlamıyorum ki Haldun Bey aşağı, Ayten Hanım yukarı… İyi de anlaşıyoruz, anlaşmıyor muyuz canım? Alla, alla! Bir de yani elimizde büyüdü, evimizin oğlu sayılır,” diye söylendi.
Açıklamaya çalıştım. “Anne, Kahraman’ın mizacı bu şekilde. Lütfen kocamın yanında böyle bir imada bulunma. Herkes annesi babasından başka birine anne baba demek zorunda değil. Kahraman’ın kararlarına saygı duymalıyız. Ayrıca ben de babasına karşı bu şekilde hitap ediyorum. Sonuçta benim tek babam var, nasıl başka birini babam olarak benimseyebilirim?”
Annem hiddetlenerek, “Efsun’a anne demeyi biliyorsun ama?” dedi.
Derin bir nefes alıp verdim. “Anne, çünkü çocukluğumdan beri bana kızı gibi davrandı. Yeri geldi oğluna karşı beni savundu. Efsun anne ile olan durumum diğer kayınvalide ve gelinler gibi değil, hiç olmadı.”
“Ha, ben iyi anne değilim yani? Bunu mu söylemeye çalışıyorsun? Efsun mu annelik yaptı sana?” Sinirlendi. “Arya sen var ya, nankör bir kızsın ayrıca sevgi arsızısın.”
Öylece anneme bakakaldım. Gerçekten bir kadın hiç mi değişmezdi? Ben şimdi onu mu ima etmiştim? Buğra evlendiğinde gelinimizin vay hâline… Annem, feci bir kayınvalide olacaktı.
Bize hizmet eden çalışanlara, “Kızım, tatlılar nerede kaldı? Hadi artık bu ne yavaşlık,” diye seslendi. Yerimden kalktım. “Ben de babamla Kahraman’ı çağırayım.”
Koridora doğru ilerleyince ablamın telefon konuşmasını duydum. “Evet bebeğim, iyi geceler. Evet... Evet... Ben de seni seviyorum…. Tamam, geleceğim.”
Onu dinlediğimi anlamasın diye hızla merdivenlere yöneldim.
Ablamın sevgilisi mi vardı? Yoksa yine Berk miydi? Seni seviyorum dediğine göre ciddi bir ilişki olmalıydı sanırım annemin duaları kabul olmuştu.
Merdivenleri bitirdiğimde soldaki kapı dikkatimi çekti. Benim odam…
Kapıyı yavaşça araladım. Babamla kavga ederek çıktığım bu odaya yıllar sonra hamile bir kadın olarak girdim. Babacığım, senden sürekli ilgi bekleyen ufak kızın büyüdü. Her zaman istediği huzurlu, sakin ve mutlu hayatı elde etmesine az kaldı.
25 Eylül 2020 - Geçmiş
“Sen ne demek istiyorsun? Daha çok gençsin,” diye bağırdı.
“Baba, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir kadınım. Zaten yıllardır tek başıma yaşıyorum. Kahraman’la evlenmek istiyorum. Seni anlamıyorum neden onu kabul etmiyorsun?”
Daha önce babamla ne zaman böyle tartışmıştık? Sanırım ablamın kazasının olduğu dönemdi. O sıralar sebebini bilmediğim bir nedenle babam ona fazlasıyla yüklenmişti.
“Çünkü gördüm. Sana nasıl baktığını ve senin ona nasıl baktığını gördüm.” Sesini yükseltti. “Daha çok gençsin, anlamıyorsun. Kahraman’a bakarken gözlerinde aşk yoktu, Arya. Kendini neden ateşe atıyorsun bunu anlayamıyorum.”
Yanılıyordu, önemli olan aşkın o yoğun duygusundan ziyade saygıydı, birbirini iyileştirmekti, yanında huzurlu hissetmekti. Kahraman’ın yanında kendimi iyi hissediyordum. O yaralarımı teker teker sarıyordu. Üstelik bence seviyordu da çünkü ilgi gösteriyordu.
“Baba, kararlarıma saygı duymalısın. Evlenmek istiyorum bu yüzden Kahraman’a evlenelim diyen bendim.”
Babam hemen karşı atağa geçti. “Onunla evlenmek istemenin tek nedeni benim ona hayır demem. Şu an benimle inatlaşıyorsun.” Sakinleşmek için derin bir nefes alıp verdi. “Aç gözünü, iyi bak, ona sadece şefkat duyuyorsun. Şefkatle aşkı ya da sevgiyi birbirine karıştırma, kızım. Bu çok ciddi bir karar. Yarın öbür gün gerçek aşkı tattığında buna pişman olacaksın.”
Babama cevap vermeden kapıyı açıp hızla odadan çıktım.
31 Temmuz 2023 - Günümüz
Odamdan çıkıp çalışma odasına doğru ilerledim. Kapıya yaklaştığımda içeriden gelen tartışma seslerini duydum. Bu da neydi? Hamilelik haberimi vereceğim gün, babam ve kocam kavga mı ediyorlardı? Hem de tam şu an, gerçekten mi? Bu kadar şanssız olamazdım, değil mi?
Bir an duraksadım. Acaba içeriye girip, “Ben hamileyim,” desem susarlar mıydı? Kapıya biraz daha yaklaştım.
Kahraman’ın sesini duydum. “Şimdi neden böyle yaptığınızı anlamıyorum, Haldun Bey. Daha fazla yatırıma mı ihtiyacınız var?” Ne yatırımı? Ne oluyordu?
Babamın sesi öfkeliydi. “Benimle kızımı sattığımı ima ederek konuşma!” Ne?
Kahraman, soğukkanlı bir ifadeyle konuşmaya devam etti. “Bunları zaten konuştuk. Ben evlenmemize izin vermeniz karşılığında o şirkete yatırım yaptım.”
Şok içinde donup kaldım. Ne konuştuklarını kavrayamıyordum ama ortada tuhaf bir şeyler olduğu kesindi.
Kahraman sesini biraz daha yükseltti. “Bu noktaya gelmeniz için size çok fazla finansman aktardım. Damadınız olarak elbette size yardımcı olacağım ama siz… Beni neyle itham ettiğinizin farkında mısınız?”
Kelimeler zihnimde yankılandı. Konuşulanları anlamıyordum. Babam, evliliğimize izin vermek için Kahraman’dan yatırım yapmasını mı istemişti? Hangi şirkete? Hukuk bürosuna yatırım yapmış olamazdı. Avukatlık bürolarına dışarıdan ortak alınmazdı. Hayır, bu imkânsızdı. Annemin Rusya’da ortak olduğu şirketten mi bahsediyorlardı?
Babam... Benim babam... Haldun Reis... Başım ağrıdan zonkluyor, kulaklarım uğulduyordu. Babamın cevabını duyamayacak kadar sersemlemiştim. Sanki ölümcül bir hastalığın pençesindeydim.
Babam, Kahraman’a sesini alçaltması için bir şeyler söyledi ancak Kahraman tam aksine öfkeyle sesini yükseltti. “Şimdi bana sanki siz de masummuşsunuz gibi rol yapmayın. En başından beri bunu biliyordunuz, kesin olmasa da o zamanlar bundan şüphelenmiştiniz. Şimdi mahkeme kararını görünce emin oldunuz. Arya ile arama girmeyin, Haldun Bey. O benim karım. Ben ne dersem siz de onu yapacaksınız.”
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Neler oluyordu? Kocam şu anda neden bahsediyordu? Mahkemede ne kesinleşmişti? Aklımda dönüp duran sorular, tek bir soruya dönüştü. Neden?
.png)