
Babasının kararıyla hayatını başka biriyle birleştirmeye hazırlanırken, iki aile arasındaki yıllardır süren kanlı düşmanlığın merkezinde kendisinin durduğunu nereden bilebilirdi?
Ailesinin belirlediği sınırlar içinde kalıp kendi halinde bir hayat yaşamaya çalışan Aden Özkan için evlilik, sadece aileler arasındaki güç dengelerini koruyan bir kuraldan ibaretti.
Soypak ailesinin konseydeki ezici gücünü dengelemek isteyen babası, onu yakın dostu Aziz Timur ile evlendirmeye karar verdiğinde Aden bu durumu kabullendi. Tek istediği, yeraltı dünyasının karmaşasından uzak durmak ve sessiz dünyasında kalabilmekti.
Ancak hesaba katmadığı tek bir şey vardı: Konseyin acımasız, güçlü ve herkesin çekindiği sefiri Devrim Soypak.
Devrim için Aden, basit bir siyasi ittifakın ya da masada imzalanacak bir anlaşmanın konusu değildi. Yıllardır gölgesinde durduğu, gözünü bir an bile üstünden ayırmadığı ve sahip olmak istediği tek kadındı. Aden’in başka bir adamın yanında yer almasına seyirci kalmaya hiç niyeti yoktu.
Her karşılaşmalarında aralarındaki görünmez çekim daha da yakıcı bir hal alırken Aden, Devrim’in gözlerindeki kararlılıkla ve karanlık geçmişle yüzleşmek zorunda kaldı.
İki aile arasındaki köklü düşmanlığın arkasında yatan gerçek neydi?
Devrim, onu kendi dünyasına çekmek için neleri göze alacaktı?
Ve Aden, herkesin korktuğu bir adama karşı koymaya çalışırken aslında en çok ona çekildiğini fark ettiğinde ne yapacaktı?
Bazen bir savaşın sebebi nefret değil, tek taraflı bir vazgeçmeyi reddetmektir. Ve bazı adamlar, istediği kadını almak için tüm dünyayı karşısına almaktan çekinmez.
Devrim Soypak & Aden Özkan
Aidiyet Serisi İçindeki Kitap Sıralaması:
Devrim Sensin Aden ~ Bu hikâye ~
Polina Sensin Cenk
Bu ürün fiziksel bir kitap değildir. Satın alma işleminin ardından Ruyam Books hesabınıza tanımlanan ve elektronik ortamda erişime açılan dijital içeriktir.
Dijital içeriğe erişimin sağlanmasının ardından, ilgili mevzuat kapsamında cayma hakkına dayalı iade yapılamamaktadır. İçeriğin erişilememesi, eksik veya ayıplı sunulması hâllerinde tüketicinin yasal hakları saklıdır.
Devrim Sensin Aden - Birinci Hikaye - Aidiyet Serisi
Yeni Yıl İndirimi · Kış İndirimi
“Yıllardır beni görmeni bekliyorum.”
Bir eli çıplak sırtımdayken diğer eli bacağımı okşuyordu. Sıcak nefesi dudaklarıma vururken ifadesiz kalmak benim için çok zordu. İçimden yükselen duygularla ona teslim olmak istiyordum.
“Her zaman bir adım arkandaydım. Sadece bir kere… kafanı çevirseydin beni görürdün, Aden.”
Sesindeki muhtaçlık ona hiç yakışmıyordu. Herkes onun gücünden ve ne kadar yenilmez olduğundan bahsederken onun tek istediği bendim. Hem de yıllardır…
Hislerini bilmediğimi ve onu görmediğimi düşünüyordu. Ne kadar yanıldığını ah bir bilse!
Devrim, “Kokunu özledim,” dedi.
Kafası boynuma sokulurken bedenim istemsiz olarak titredi. Ben… daha önce bu hislerle hiç kuşatılmamıştım. Bedenim benden bağımsız hareket ediyordu.
“Devrim...” diyebildim.
“Şhhh.” Anında işaret parmağıyla dudaklarımın üzerini örttü. “Bugün benim sıram, Aden.”Hem aklımı başımdan alıyor hem de konuşmama izin vermiyordu. Sırtımdaki elini sıkılaştırırken, “Seni her gördüğümde yapmak istediğim ilk şey buydu,” dedi.
Bacağımdaki elini daireler çizerek belime çıkardı. “Seni böyle kollarımın arasına alıp sarmak istiyordum,” dedikten sonra fısıldayarak, “Sonsuza kadar,” dedi.
“Devrim, ben…” derken nefesim kesildi.
“Bir kez daha sözümü kesersen, Aden, seni susturma yöntemim dudaklarım olacak.”
Ne? Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Kollarının sıcaklığıyla mayışmış bedenim gerginleşti.
“Buna daha fazla dayanamıyorum. Sensizlik… beni mahvediyor.”
Sözleriyle darmadağın olmuş bir hâldeydim. Onun olmak istiyordum. Bunu yapamazdım çünkü bizim ailelerimiz düşmandı!
Devrim ne düşündüğümü anlamış olacak ki, “Siktiğimin düşmanlığı umurumda bile değil, Aden,” dedi.
Oturduğum masaya heybetli bedeniyle yaklaştı. “Ben, Devrim Soypak. Seni kendime alacağım.”
Kararlı ifadesini bozmadan, “Öyle ya da böyle!” dedi. “Hazırlan, Aden. Çok yakında gelinim olacaksın.”
Kafamı, yüzünü görebilmek için geriye çektim. Devrim’in bakışları koyulaşmış, dudakları ise şehvetli bir gülümsemeyle çevrelenmişti.
Belimdeki parmaklarını sıkılaştırınca bedenine doğru çekildim ve aramızdaki mesafe tamamen yok oldu. Tenimde hissettiğim baskıdan dolayı nefes nefese kalmıştım. Kalbim delirmişim gibi atıyordu ve bu heyecanlı hâlime engel olamıyordum.
İhtiyaçla dudaklarımı araladım, saniyesinde Devrim’in bakışları dudaklarıma kaydı. Sadece şu kadarcık temasla beni böylesine nefessiz bırakması normal miydi? Ya beni öperse? Sanırım o zaman heyecandan ölürdüm. Ya da en iyi ihtimalle bayılırdım.
Devrim’in bana yaslanan bedeninden dolayı dizimin ağrısı artmıştı. Bacaklarımı hafifçe araladığımda, hiç tereddüt etmeden aradaki boşluğu doldurdu. Beklemediğim bu hareketle sertçe yutkundum.
Sırtımdaki eli ensemi buldu. “Beni zorluyorsun.”
“İsteyerek yapmadım,” diye mırıldandım.
Dudağının kenarı kıvrılınca Devrim’in beni duyduğunu anladım. Zaten teni tenime değiyordu, beni duymaması garip olurdu. Hatta nefesimin ritmini bile takip ettiğine emindim.
Bakışlarını dudaklarımdan çekmeden, “Az önce sana ne söylemiştim?” dedi.
“Sözünü kesmedim ki?”
Gülümsemesi genişledi ve ben ilk defa onu bu şekilde gördüm.
Az önce kalbimin hızlı attığını söylemiştim, değil mi? Hayır! Asıl şimdi, kalbim maraton koşuyordu. Devrim… içimde bilmediğim duyguları gün yüzüne çıkarıyordu. Bacaklarımın arasına yayılan sıcaklık da neydi?
“Bu bahanenin arkasına sığınabilir miyim?” diye sordu.
Beni öpmek için benden izin mi istiyordu? Alt dudağımı sertçe dişledim ve bakışlarımı Devrim’den kaçırdım.
“Yapma,” diye fısıldadı. Neyi yapmayacaktım?
Gergince yutkundum.
“Aden, dudaklarını ısırma.” Ah! Onu mu diyordu?
“Ben… sanırım gitsem iyi olacak.” Yoksa kalp krizinden öleceğim!
“Sana yapmak istediklerimi bilmediğin hâlde kaçıyorsun. Öğrenince ne yapacaksın?” diye sorunca tüylerim diken diken oldu.
Devrim, bana neler yapmak istiyordu?
İçimde yankılanan soruların cevabını hiç beklemediğim bir anda aldım. Devrim’in dişleri çıplak omzumu buldu ve benliğime kazınmak istiyormuş gibi omzumu ısırdı. Sesimin yüksek çıkmasına engel olamadım ve inledim.
“Şhhh… Sessiz ol, cennet bahçem.”
Cennet bahçem...
“Her an birbirine silah doğrultmak için bekleyen ailelerimiz aşağıdayken uslu durmalısın.” Gür sesiyle kıkırdaması şaşırmama neden oldu. “Şehvet dolu inlemeni yanlış anlayabilirler,” dediğinde tepeden tırnağa kızardım.
Kendimi açıklamak için, “Hayır... ben o yüzden…” demiştim ki Devrim kararlı ses tonuyla beni duraklattı.
“Benim olmana bu kadar az kalmışken aramıza kimsenin girmesine izin vermeyeceğim, Aden. Ne ailelerimizin ne de aptal yanlış anlaşılmaların!”
Nefes nefese benden uzaklaştı ve yanağıma masum bir öpücük kondurdu. Beklediğimden yumuşak olan dudaklarıyla yanağımdan beni öpmesi bedenimi titretti. Kesik kesik nefes alıp vermeye devam ettim.
“Benim olursan zevkten başını döndüreceğim, söz veriyorum.”
Parmaklarını bacağımın iç kısmında gezdirmeye başlayınca, istemsizce sesli bir şekilde yutkundum. Bu konularda fazlasıyla acemiydim ve Devrim, bana her ne yapıyorsa tam anlamıyla içimi titretiyordu. Bu yüzden, bana verdiği sözü tutacağına son derece emindim.
Devrim aşağıdan gelen bağrışma sesleriyle kaşlarını çattı. Yine ailelerimiz birbirini yiyordu.
“Tek istediğim yalnızca on dakikaydı,” diye söylendi. “Seninle baş başa on lanet dakika!” derken kafasını olumsuz olarak salladı.
İşte her zaman tanıdığım adam buydu: sinirli, öfkeli, kaşları çatık, gergin, heybetli, kudretli ve herkesi olduğu yere çivileyebilecek keskin bakışlı Devrim Soypak! O zaman bu adam, az önce neden bana gülümsemişti?
Devrim’in bakışları bana dönünce anında yumuşadı. “Bu gece bana gelir misin, Aden?” diye sordu.
Kafamı olumsuz olarak salladım.
“Seni bekliyor olacağım. Lütfen gel.”
Babamın bunu duyması tam anlamıyla bir felakete yol açardı. Devrim, bunu adı gibi bildiği hâlde beni yanına çağırıyordu. Kafayı mı yemişti?
Dudaklarını şakağıma yaklaştırdı, kokumu içine çektikten sonra beni öptü. Gözlerimi adlandıramadığım bir teslimiyetle kapattım.
“Bana gel, Aden Özkan. Yemin ederim seni başımın tacı yapacağım.”“Rusya’dan bugün döndüm, anne!” diye isyan ettim. Annem kafasını salladı ve odamdaki camı açtı.
“Hanımlar, ‘Gülizar’ın kızı dönmüş, derneğe kadar gelmezse darılırız,’ dediler. Mecbur geleceksin, yavrum.”
Parmağıyla banyoyu gösterdi. “Hadi hazırlan, Aden.”
“Anne, şu an beynim çalışmıyor.”
…
“Gerçekten,” diyerek onu ikna etmeye çalıştım.
Odamın kapısının tıklatılmasıyla yatakta doğruldum. Babam, kafasını uzatarak önce bana, sonra anneme baktı.
“Gülizar Hanım, müsaade edersen birkaç dakika kızımla konuşmak istiyorum.”
Annem, usulca babama onay verdi ve odamdan ayrıldı. “Baba?” diye merakla sordum. Genelde bu şekilde odama girmezdi. Gerçi son yıllarda yalnızca birkaç kez yüz yüze görüşebilmiştik.
Babam, “Gelebilir miyim?” diye sordu. Yatakta bağdaş kurarak oturdum. “Elbette, lütfen gel.”
Babam içeri girdi ve adımlarını yatağıma yönlendirdi. Ardından yanıma oturdu. Ellerimi tutup kendisine çekince şaşkın bakışlarla onu inceledim.
“Bir sorun mu var, baba?”
“Sorun denemez... sadece,” kafasını olumlu olarak salladı. “Hayırlı bir iş diyebiliriz.”
Yutkundum, ne demek istediğini anlamıştım. “Kim?” diye sordum.
Bizim gibi ailelerde anlaşmalı evlilikler son derece normaldi. Aslında yaşım gereği çok bile beklemişlerdi. Biz beş kardeştik ve tüm kardeşlerimin evlilik anlaşmaları vardı. Sırasıyla; Seyhan, Ceyhan, Nil, Fırat ve Aden. İsimlerimiz bu şekildeydi.
Seyhan ablam, Ceyhan abim ve Nil ablam, köklü ailelerin çocuklarıyla evlenmişlerdi. Fırat da aynı şekilde bir ailenin kızıyla anlaşmalı şekilde nişanlanmıştı. Babamın ve annemin bize verdikleri isimler ise... Evet, son derece ilginçti.
“Aziz Timur.”
Babamın dudaklarından dökülen isimle gözlerimi kırpıştırdım. Aziz yıllardır dostumdu. Kim en yakın arkadaşıyla evlenmek isterdi ki? Tabii, ailelerimiz bu tarz arkadaşlıklara sıcak bakmadığı için Aziz’le arkadaşlığımızı saklamak zorunda kalmıştık.
“Aziz Timur olmak zorunda mı?” diyerek babamın gözlerinin içine baktım.
“Neden?” diye sordu. Düşünceli bir şekilde odamda gözlerini gezdirdi. “Kişiliğiniz ve hobileriniz son derece benzer. Birbirinize uyum sağlayacağınızı düşündük.”
Gerçekten de öyleydi, birbirimizle çok iyi anlaşırdık. Ama bir erkek ve bir kadın arasında beklenen kıvılcımlar bizim aramızda yoktu. Hiç olmamıştı.
“Aziz’in…” Babam hitap ediş şeklimden dolayı tek kaşını havaya kaldırdı. “Aziz Bey’in bir kız arkadaşı olduğunu duymuştum.”
“Öyle mi?” derken kaşlarını kaldırdı. “Seni yok saymasına ya da küçük düşürmesine asla izin vermem. Bu konuda, Aziz’i ve ailesini uyaracağım.”
“Baba...” diye fısıldadım. “Neden Timur ailesinden biri olmalı?”
Ellerimi kalın parmaklarıyla usulca okşadı. “Sen burada yokken Soypak ailesi çok fazla güçlendi, Aden. Devrim Soypak hiç durmuyor, bir saniye bile dinlenmiyor. Onu basit anlaşmalarla yenemeyiz,” diyerek açıkladı.
“Hatta... şu an ona denk olmak bile zor. Arada uçurumlar oluşursa konseydeki aileler huysuzlanmaya başlar ve sonrası tam anlamıyla felaket olur,” dedikten sonra hafifçe gülümsedi. “En azından açılan farkı kapatmalıyız.”
Bunun için Aziz’le evlenmem mi gerekiyordu? “Ekin Bey ya da Gediz Bey…” derken babam sözümü kesti.
“Onlar sana uygun değiller, seni yaralarlar.” Kafasını şiddetli şekilde olumsuz olarak salladı. “Ben kimsenin biricik kızımı incitmesine izin vermem.”
Babamın sert çehresini merakla inceledim. “Başka bir aile benim için anlaşma teklif etti mi?” diye sordum.
Birkaç saniye yüzümü izledi. En sonunda yenilgiyle, “Evet,” dedi.
“Yaşını dolduralı çok oldu, Aden. Hâliyle birçok aile senin için anlaşma teklifi yaptı. Ben... sana uyacak birini beklemiştim. Çünkü ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu biliyorum.”
Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Babam doğru söylüyordu, ablalarımın aksine içine kapanık biriydim. Onlar evlenmeden önce, ailemizin yasaklarını delmek konusunda son derece ısrarcıydılar. Bense bu korumacı tavrın nedenini anlıyor ve aileme karşı çıkmıyordum. Onların belirlediği özgürlük sınırları çerçevesinde hayatımı idame ettiriyordum.
“Timur ailesi siyasetle ilgileniyor ve diğer aileler gibi illegal işleri yok. Asıl mesele bu mu?”
Babam içtenlikle kafasını olumlu olarak salladı. Beni dünyadaki kötülüklerden uzak tutmaya çalışıyordu. Korunaklı olarak yaşadığım yirmi üç yıldan sonra, babam bir silah tüccarıyla ya da yasaklı madde taciriyle evlenmemi istemiyordu. Haklıydı.
“Peki, babacığım. Sen nasıl uygun gördüysen öyle olsun.”
Aziz’le bir an önce konuşmalıydım, onunla birlikte orta yolu bulabilirdik. En azından Bartu Yavuz gibi sapkın bir adamla evlendirilmiyordum.
Yavuz ailesi, Türkiye’deki kaçakçılık işinin başındaydı. Ve benden birkaç yaş büyük olan Bartu, gerçekten ailedeki en psikopat kişiydi.
Babam alnımdan öperek, “Teşekkür ederim, kızım,” dedi ve yataktan kalktı.
“Hadi, kahvaltıya gel, Aden.” Babamı kafamla onayladım ve doğruca banyoya ilerledim. Kısa sürede hazırlandıktan sonra aşağıya indim.
“Günaydın, Özkan ailesi.” Babam bana gülümserken annem sandalyemi işaret etti.
Fırat, “Günaydın, Aden,” dedi. Fırat’a bakarak sırıttım, aramızda yalnızca bir yaş vardı. O yüzden birbirimize yakın büyümüştük.
Şaşkın şekilde, “Vay canına! Evin hiç bu kadar sessiz olduğunu görmemiştim,” dedim.
Babam hüzünlü şekilde masadaki boş sandalyeleri süzdü.
Evet, kahvaltıda normalde hiç susmazdınız.”
Fırat arsızca, “Kim dedi beş tane yapın diye?” dediğinde babam anında kaşlarını çattı.
Annem, “Fırat!” diye onu uyardı.
Lafı değiştirmek amacıyla, “Anne, Ceyhan abim ve Gaye neredeler?” diye sordum.
Gaye benden birkaç yaş büyüktü. Gediz’in en büyük ablasıydı. Gaye’nin ve Gediz Abay’ın ailesi silah ticareti yapıyordu. Benim ailem ise ticareti yapılan ne varsa bunların lojistiğinden sorumluydu. Babam Hamza Özkan, Ceyhan abim ve Fırat bu işle ilgileniyordu.
“Onların bugün özel işleri vardı, canım.”
Babamın ve Fırat’ın bakmadığına emin olduktan sonra, dudaklarını hafifçe oynatarak hastanedeler, dedi. Gülümseyerek başımı salladım.
Abim ve Gaye, yakın zamanda çocuk sahibi olmaya karar vermişler ve bu yüzden doktora gitmişlerdi. Ailelerimizde genel olarak çocuk konusunda bir baskı yoktu, çiftler ne zaman isterse onların kararına saygı duyulurdu. Belki de bugün, onlar eve döndüğünde sevindirici haberler alabilirdik.
“Baba?”
“Efendim, Aden?”
Yerimde merakla kıpırdandım. “Bana neden Aden ismini verdin?”
Diğer çocuklarının isimlerini annem seçmişti, benim ismimi ise babam koymuştu. Fırat sorum karşısında şaşırırken babam güçlü kahkahasıyla odayı doldurdu.
“Yoksa annen ismini Karadeniz koyacaktı. O yüzden, kızım.”
“Ne?” diyebildim.
Annemin ifadesi anında değişti. “Akdeniz, Hazar, Ege, Marmara ve Atlas da tercihlerim arasındaydı.”
Şok içinde anneme baktım. Fırat, “Başka nehir ismi yok muydu, denizlere açılmışsınız?” diye sordu.
Babam, “Hiçbiri kız ismi değildi. Elbette, annenizin önerdiği bu isimleri kabul etmedim,” diye cevap verdi.
Annem omuz silkerek, “Sonuçta hepinizin ismine ben karar verdim, birine de Hamza Bey’in karar vermesi uygundu,” dedi.
Annem ve babamın birbirine hanım ve bey diye hitap etmesine alışmıştım. Ama ben evliliğimde eşime daha yakın olmak istiyordum.
Aziz’le evlenecek olmam bu isteğimi yerle bir etmişti. Annemle babam da anlaşmalı bir evlilik yapmıştı.Annemle babam da anlaşmalı bir evlilik yapmıştı. Dediğim gibi, bizim camiamızda bu son derece normaldi. Ne yazık ki sevdiğiyle evlenen kimse yoktu. Bu yüzden de çoğu insan, kalbinin kapılarını başkasına açmazdı. Bunu denemeye kalkışanlar ise hem ailelerinden hem de ülkeden dışlanırdı. Yani kimse böyle bir şeye cüret edemezdi.
“Peki, neden Dicle ya da Nehir değil de Aden?” diye sorunca annemle babam bir anlığına donup kaldılar.
Annem heyecanla babama dönerken babam sadece yutkunup gözlerini kapattı.
“Ay bunlar hiç aklıma gelmemişti, Hamza Bey.”
Annemin, gözleri parlayarak babama bakması üzerine Fırat araya girdi.
“Anne! Sen menopoza hâlâ girmedin mi?”
Annem Gülizar kızgınlıkla, “Terbiyesiz! Sana ne benim menopozumdan? Anneyle nasıl konuşmak bu?” dedi.
Fırat kafasını hiddetle salladı. “Altıncıyı istemiyoruz, en küçüğümüz 23 yaşında,” diye söylendi.
“Torun bakacak yaştasın, sırf adını Dicle, Nehir ya da Hazar koyabilmek için yeniden hamile kalamazsın.”
Annem somurtarak arkasına yaslandı. Babamsa uyarı dolu bakışlarını Fırat’ın üzerine sabitledi. Ne olursa olsun, kimsenin karısını üzmesine izin vermezdi. Babam Hamza hem anneme hem de bize her zaman saygılı davranırdı.
“Bu annenizle benim aramdaki bir mesele, lütfen dâhil olmayın.”
Babam da başka bir çocuk istemiyordu. Yine de karısı kendisine kırılmasın diye bizi uyarmıştı.
Fırat, “Müsaadenle, baba. Nişanlım Serra’yı alışverişe götüreceğim. Masadan ayrılıyorum,” dedi.
Serra, Kılıç ailesinin kızlarından biriydi. Onun ailesi yasaklı madde işindeydi. Aslında benden birkaç yaş büyük olan Ekin Kılıç’ın kız kardeşiydi. Bu yüzden, Ekin’le evlendirileceğimi sanıyordum.
Genelde anlaşma sırasında kız veren aile, dünüründen de bir kız almak isterdi. Böylece hem akrabalık bağı güçlenir hem de kızların aile içindeki güvenliği sağlanırdı.
Evlilikler anlaşmalı olduğu için çoğunlukla sevgi bağı ilk etapta oluşmazdı. Ailenin erkeklerinin yeni geline karşı psikolojik ya da fiziksel şiddeti söz konusu olmasın diye, en değerlileri takas edilirdi. Yani kız kardeşleri...
Buna, Kılıç ve Soypak ailelerinden örnek verebilirim. Kılıç ailesi, Aybüke Soypak’a karşılık, Alex Soypak’a kız vermek için anlaşma yapmıştı.
Alex’in nişanlısı henüz reşit olmadığı için bu anlaşma daha ailelere açıklanmamıştı. Ben de Fırat’ın nişanlısı Serra’dan duymuştum. Yakında yengem olacak Serra Kılıç, benden iki yaş ufaktı.
Kahvaltıdan sonra annemle birlikte derneğe gelmiştik. Kara para aklama işi Soypak ailesindeydi, bu nedenle dernekleri Devrim Soypak’ın annesi Adelina Hanım yönetiyordu. Muhtemelen Devrim evlendikten sonra bu görev eşine geçecekti.
Devrim Soypak, 29 yaşında olmasının yanı sıra ailelerimizin bulunduğu konseyin de sefiriydi. Yaşı bir hayli ilerlediği hâlde hâlâ evlenmemişti. Aslında nedenini tahmin ediyordum ama ihtimal vermek istemiyordum.
Derin bir nefes alıp verdim ve masadaki yerime oturdum.
DEVRİM ~
Sabah hazırlandıktan sonra iş için masa başına geçmiştim. Kahvaltıya inmeden önce yapmam gerekenler vardı.
O sırada güvenlikten sorumlu kardeşim Maxim içeriye girdi.
“Müjdemi isterim, abi.”
Kafamı önümdeki dosyalardan kaldırıp Maxim’e baktım.
“Yengem gelmiş.”
İçimde çiçekler yeşerdi ve güçlü bir patlamayla bana baharları getirdi. Cennet bahçem sonunda gelmişti. Hamza Bey, kızını kaçırmanın bir anlamı olmadığını görmüş olmalıydı.
Maxim, “Yanına koruma verelim mi?” diye sordu.
“Özkan ailesinin korumalarından birkaçı bizim için çalışmıyor muydu?”
Kafasını olumlu olarak salladı.
“Mutlaka o adamların Aden’i takip etmesini sağla, ekstradan peşine kimseyi takma.”
“Tamam, abi.”
Ayağa kalktım ve kapıya ilerlerken, “Hadi, kahvaltıya inelim,” dedim.
Herkes kahvaltı masasına oturmak için hazırdı. Bakışlarımı Soypak ailesinin üzerinde gezdirdim. En kalabalık aile bize aitti çünkü annemle babam neredeyse nefes almadan çocuk yapmışlardı.
Annem Adelina, altı erkek ve iki kız çocuk doğurmuştu. Toplam yedi kardeşim vardı. En büyükleri bendim. Benden sonra Cenk, ardından ikizler Aybars ve Aybüke, sırasıyla Maxim, Tomris, Alex ve en küçüğümüz Narin geliyordu.
Narin henüz 17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Cenk ve Tomris bekârdı, Alex ise nişanlı sayılırdı. Diğerleri ise babamın yaptığı anlaşmalar neticesinde evlenmişti.
Genelde evlilik anlaşmaları şöyle yapılırdı: Çiftlerden en küçüğü 18 yaşındayken ailelere açıklanır, 22 yaşındayken de çiftlerin düğünü yapılır ve iki aile birbirine bağlanırdı.
Masada bana ait olan koltuğa geçtiğimde, Soypak ailesindeki herkes yerine yerleşti ve kahvaltıya başladık.
Annem söze girerek, “Sabaha karşı Aden gelmiş. Yapmamızı istediğin bir şey var mı, oğlum?” diye sordu.
Kafamı olumsuz olarak salladım.
Narin merakla, “Yengem aileye katılınca hangi alandan sorumlu olacak?” diye sordu.
Kız kardeşim evlenene kadar anneme dernek konusunda yardımcı olacaktı. Bir de kozmetik sektöründe kara para aklamayla ilgili işleri yürütüyordu.
Tehlikeli olduğu için ilk başta bunu yapmasını istememiştim ama açık konuşmak gerekirse Narin bu konuda iyi iş çıkarıyordu. Özellikle Kıbrıs’ta anlaştığımız kumarhanelerin paralarını, yeni nesil ünlülerle çalışarak kısa sürede başarılı şekilde aklamıştı.
Yine de Narin’in yaşı ufaktı, riskli bir iş olduğu için onun çok az para aklamasına izin veriyordum. Narin, dernek hariç, aylık beş ya da altı milyon dolar gibi bir parayı tek başına aklıyordu. Tabii kârını da alıyordu.
Narin’e, “Kendi işini yapacak, bu konuda onu bir şeylere zorlamayacağım,” dedim.
Aybars lafa girerek, “Abi, biliyorsun, benim hatun dünden beri babasında. Bu sabah konuştuğumuzda bir şeyler söyledi,” dedi.
Kaşımı havaya kaldırarak Aybars’ın yüzüne baktım. Karısı, kaçakçılık işleriyle ilgilenen Yavuz ailesinin en büyük kızıydı. Bir de ondan küçük, 17’sinde kız kardeşi vardı. Toplam dört kardeşlerdi ve en büyük abisi, okul arkadaşım Seyhan Özkan’la evlenmişti. Aden’in en büyük ablası Seyhan ve kocasının sıkı çalışması olmasa Yavuz ailesinin işleri çoktan batmıştı.
Aybars, “Bartu Yavuz için Hamza Özkan’a anlaşma teklif etmişler,” dedi.
Kaşlarım anında çatıldı. “Hamza Bey, biricik kızını o pezevenge vermez,” dedim. Bana bile vermemişti!
Aybars kafasıyla beni onayladı. “Kabul etmemiş.” Neden acaba? Allah Allah, çok ilginç!
Sinirle şakaklarımı kaşıyıp aklımdaki alaycı sesi bastırmaya çalıştım.
Narin cıvıl cıvıl konuşarak, “Nil ablayı geçen alışverişte gördüm. Bana laf arasında, yengemin işaretlediği tabloların popüler olduğunu ve ciddi fiyatlara satıldığını söyledi.”
Nil, Aden’in diğer ablasıydı ve Timur ailesinin en büyük oğluyla evliydi.
“Yengemin sanatla iç içe olduğunu biliyoruz. Belki sanat galerisinin başına geçmek isteyebilir,” diye bir öneride bulundu.
Annem ağzına götürdüğü çatalı indirdi ve ciddi bir ifadeyle bana döndü.
“Aybüke evlenmeden önce oradan ciddi bir gelirimiz vardı. Şimdi ben sadece fiyatı ve alıcıları önceden belirlenmiş tabloları aklayabiliyorum. Bunu da fazla yapamıyorum çünkü normal düzeyde satışlarla ilgilenecek kimse yok. En ufak incelemede doğruca yetkililerin radarına takılırız diye temkinli davranmak zorunda kalıyorum.”
Annemin sözü bitince Narin’e baktım. “Eğer Aden isterse sanat galerisiyle ilgilenebilir.”
Özellikle vurgulayarak, “Sadece sevdiği ve ilgisini çeken şeyleri yapmasını istiyorum. Çalışmak istemezse de sorun değil,” dedim.
Cenk, “Kulübün teknisyenlerinden bazılarını çağırıp stüdyoyu kontrol ettireyim mi?” diye sordu.
Aden’in rahat çalışması için ek binaya yaptırdığım stüdyo yıllardır öylece duruyordu.Annem hevesle oturduğu sandalyede doğrulup, “Narin, ben hazırlanmak için yukarı çıkıyorum. Dernekteki toplantıyı unutma,” dedi.
“Toplantıdan sonra ablamlara gider miyiz? Yeğenimi çok özledim.” Annem, küçük kardeşim Narin’i başıyla onayladı.
Aybars’ın ikizi Aybüke’nin üç yaşında bir kızı vardı. Gerçekten çok sevimliydi ve beni gördüğünde korkmayan tek çocuk oydu.
Sandalyeden kalkarken Alex’e döndüm. “Kahvaltını bitirince çalışma odama gel.” Odama çıktıktan kısa bir süre sonra Alex yanıma geldi. Sondan ikincimizdi ve henüz 20 yaşında bir delikanlıydı.
“Her şey yolunda mı?” diye sordum.
“Evet, finansal olarak bir sorunumuz yok.” Açıklamaya devam ederek, “Dün yeminli mali müşavirlerle toplantım vardı. Mali tabloları tekrar tekrar incelettim, şirketlerde kimsenin bir açık bulamayacağından emin oldum,” dedi. Alex genç olduğu hâlde çalışkandı.
“Peki... Nişanlın hakkında ne düşünüyorsun?” diye sordum.
Babam ölmeden önce, Alex ve Kılıç ailesinin en küçük kızı arasında bir anlaşma yapmıştı. Kız henüz 17 yaşındaydı ve yakında reşit olacaktı. Alex yutkundu, ardından kararlı bakışlarını bana çevirdi.
“Serra Kılıç’ın ve nişanlısı Fırat Özkan’ın gözetiminde iki kez buluştuk. Bence artık anlaşmayı açıklayabiliriz.”
“Yine de iyice düşünmeni istiyorum, Alex. Evlilik, çocuk oyuncağı değil. Sevmediğin ya da etkilenmediğin biriyle mutlu bir hayat yaşayamazsın.”
“Nişan resmiyet kazandıktan sonra, Fırat ve Serra gibi sık sık buluşarak aramızdaki samimiyeti ilerletiriz diye düşünüyorum,” dedi.
“Buluşmanıza karışmam. Bana uygunsuz bir durumla gelmediğin sürece sorun yok. Unutma, o nasıl seni bekliyorsa doğru olan senin de onu beklemen,” diye belirttim.
Alex utangaç bir tavırla kafasını önüne eğip, “Bunda biraz zorlanıyorum, abi. Çevremde bir sürü güzel kız varken ve üstelik hepsi bana ilgi gösteriyorken bu ilgiye kapılmamaya çalışmak gerçekten çok zor,” dedi.
“Kanın hızlı akıyor, seni anlıyorum ama yine de geleceği düşünmelisin.”
Alex kaçırdığı bakışlarıyla, “Sen bunca yıldır buna nasıl dayanıyorsun?” diye sordu. Derin bir nefes alıp verdim.
“Kendini, ‘Abim 5 yıldır bekliyor, ben nasıl bekleyemem?’ diye motive edebilirsin,” dediğimde Alex bana gülümsedi.
“Yengem... Sonunda buraya gelecek mi?”
“Öyle umuyorum,” dedim. “Gelmek isterse...” İstemesini tüm kalbimle diliyordum.
Alex çalışma odamdan çıktıktan sonra kendimi işlere verdim ve birkaç saat aralıksız çalıştım. Telefonumun sesiyle dikkatim dağıldı.
“Efendim, anne?”
“Oğlum...” Annemin sesi panik doluydu. Endişeyle, “Bir şey mi oldu?” dedim.
“Şey... şimdi ben dernekteyim.”
Annem bunu kahvaltıda söylemişti. Narin de yanındaydı, biliyordum.
“Aziz Timur’un annesi erken gelmiş, onunla lafladık,” dediğinde, “Evet?” diye karşılık verdim.
“Hamza anlaşmayı olumlu görüyormuş. Birkaç gündür detayları konuşuyorlarmış.”
Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi irkildim. Hamza Bey’in tüm çocuklarının evlilik anlaşmaları duyurulmuştu. Yalnızca Aden vardı.
“Aziz Timur’la Aden mi?” diye sordum. Annem titreyen sesiyle, “Evet,” dedi.
Kalbimin acısıyla yutkunmaya çalıştım ancak boğazım düğümlenmişti. Annemin bana seslendiğini duydum.
Sadece, “Öğren,” dedim.
Annem panikle, “Neyi öğreneyim, evladım?” diye sordu. “Aden de bu anlaşmayı istiyor muymuş, onu öğren, anne!”
“Tamam.” Çağrı sonlanmıştı ve kulak tırmalayıcı bir sesle ötüyordu ama telefonu kulağımdan çekemedim. Tüm gücüm tükenmiş gibi hissediyordum. Bunca yıl sonra Hamza Bey bunu yapıyorsa... Aden istediği için olabilir miydi?
Aziz iyi bir çocuktu. Sanırım Aden’le aralarında iki yaş kadar vardı, zevkleri de birbirine uyuyordu. İkisi de bir süre Rusya’da kalmıştı ve ara sıra görüştüklerini duymuştum. Aralarında bilmediğim bir yakınlaşma olmuş olabilir miydi?
Boğazımdaki kravatı sertçe söktüm ve masanın üzerine fırlattım. İhtimali bile beni nefessiz bırakıyordu. Eğer Aden gönlünü başkasına kaptırdıysa sessizce aralarından çekilebilir miydim?
Onun mutluluğu için bunu yapmalıydım. Ama yapabilir miydim? İşte onu bilmiyordum.
Ayağa kalkıp doğruca odama çekildim. Kıyafetlerimle birlikte soğuk suyun altına girdim. Düşüncelerim ve olası teorilerim yüzünden beynim patlayacak gibi hissediyordum.
Kendi gözlerimle görmeliydim. Annem bunu Aden’e sorarken ne tepki verecekti, izlemeliydim ve bilmeliydim.
Kendimi toparlayıp hazırlandıktan sonra istikametim doğruca annemin yönettiği dernek oldu.
İkinci katın balkonundan aşağıyı izlemeye başladım. Aden kapıdan girdiğinde bakışlarım ona döndü. Perçemleri uzamıştı, sanırım en son iki ay önce kestirmiş olmalıydı. Bu tarz işlerini evde özel kuaförüne yaptırdığı için hemen fark edemiyordum. Her gün evinden dışarıya çıkmıyordu. Aslına bakarsanız Aden’in dışarıda olduğu günler son derece sayılıydı.
Annesiyle birlikte masaya yöneldi. Aden, gergin gözüküyordu. Nefes aldı ve sandalyelerden birine oturdu. Kalabalığı kesinlikle sevmiyordu. Gaye’nin annesi, Aden’le konuşmaya başladı. Kızının Aden’le iyi anlaştığını biliyordum. Hamza Özkan’a o kadar öfkeliydim ki Aden’in gülümsemesi bile beni mutlu etmedi.
Herkes bir anda ayağa kalkınca onları dikkatlice izlemeye başladım. Acaba Aziz Timur olayını öğrenmişlerdi de Aden’i tebrik mi ediyorlardı?
Benim onayım olmadan anlaşmayı duyurmuş olabilirler miydi?
Annem bana kısa bir bakış attı ve şimdi soracağım, diye dudaklarını oynattı. Aklımdaki düşüncelerden uzaklaşmaya çalışırken annem Aden’le konuşmaya başladı.
O an, hayat benim için durdu. Aden’le göz göze geldik. Sanki burada olduğumu ve onu izlediğimi biliyormuşçasına kafasını çevirdi ve direkt beni gördü. Annemin sorduğu soruya gözlerimin içine baka baka kafa salladı. İçimdeki öfke harlanınca parmak uçlarıma kadar titredim.
Aden, Aziz Timur’la evlenmek istiyordu.
Benim cennet bahçem, benden gitmek istiyordu.
Kalbimin sıkışmasına mâni olamadım. Bakışlarından içime yayılan garip hislerle paramparça oldum. Aden’le aramızda adını koyamadığım bir çekim vardı. Belki de kalbimden taşanlar artık bedenime sığmıyor ve Aden’e ulaşmaya çalışıyordu.
Aden, annesinin seslenmesiyle Gülizar Hanım’a döndü. Gaye’nin annesi imayla bir şeyler söylemeye başladı. O sırada telefonum titredi. Gelen mesaj annemdendi.
Annem: Gediz Abay için anlaşma yapmak istemişler, Hamza Bey kabul etmemiş.
Annem: Aden, Aziz Timur’a karşı hislerinin olduğunu kabul etti.
Avucumun içindeki telefonu sıkıca kavradım.
Annem: Ne yapacaksın, Devrim?
Bilmiyordum. Yıllardır bu ihtimal canımı acıtmıştı ve şimdi en kötü ihtimali bizzat yaşıyordum. Aden’i kimseye vermek istemiyordum. Hiç kimseye!
Ama mutlu olacaksa...
Yutkundum. İki arada bir derede kalmıştım, Aziz’in Aden’i hak ettiğini düşünmüyordum. Sanki benim gibi yıllarca Aden’i mi beklemişti?
Aden lavaboya girince arkasından gittim ve kapının önünde onu beklemeye başladım. Daha fazla dayanamıyordum, onunla konuşacak ve her şeyi bilmesini sağlayacaktım.
Öfkeliydim, haksızlığa uğramış hissediyordum. Kırgındım. Sevdiğim kadının başka biriyle evlenmesine, konseyde kendi ellerimle izin vermek istemiyordum.
Aden bakışları yerde lavabodan çıktı ve bana bakmadan koridora ilerledi.
Beni görmemiş miydi?
Yoksa görmezden mi gelmişti?
Onun için yine görünmez mi olmuştum?
Veyahut kalbinde Aziz Timur olduğundan mı böyle davranıyordu?
.png)