ÖNSÖZ - MEHTAP I

⚠️ Yetişkin okurlara uygundur. Tetikleyici unsurlar bulunabilir. ⚠️
Mehtap ~
Tam uykuya dalmıştım ki kapı önce tıklatıldı, sonra çalmaya başladı. “Hayır, açmıyorsam müsait değilim işte. Daha ne diye çalıp duruyorsun?”
Ayak yordamıyla tüylü terliklerimi buldum. “Neyin ısrarı bu? Savaş mı çıktı?”
Üstüme sabahlığımı geçirip ayağa kalktım. Melodinin sesi kulaklarıma dolarken bu saatte ısrarla zile basan kişiyi algılamaya çalıştım. Birine bir şey mi olmuştu?
Adımlarımı hızlandırdım. “Emin, eğer sensen bu sefer harbiden kafanı kıracağım.”
Kapıyı açınca gördüğüm kişi karşısında birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım. Hâlâ rüya mı görüyordum? Hayır, bu olsa olsa kâbustu.
“Baran!”
Yüzü gözü morluk içindeydi, biri yakın zamanda süt kardeşimi dövmüştü. Dayandığı kapı eşiğini fark edince koluna girdim. Neden bu kadar sıcaktı?
“Mehtap, kaçman lazım.” Kaşlarımı çatıp Baran’ı inceledim, titriyordu.
Ayağımla kapıyı kapatıp onu koltuklara yönlendirdim. Alnından akan terleri görünce elimi boynuna uzattım, yanıyordu. Gücü kalmamış gibi kolçağa tutundu, sanırım havale geçiriyordu.
“Bekle, su getireceğim.”
Hızlıca yatak odama ilerleyip telefonumu aldım, sonra mutfağa ilerleyip su doldurdum.
“Onları atlatmak için elimden geleni yaptım ama geliyorlar. Acilen kaçman lazım.”
Elimdeki bardağı görmezden gelip beni kapıya doğru itekledi.
“Baran, seni bu hâlde bırakıp nereye gideceğim? Kim geliyor? Neden kaçmam lazım?”
Gücünü toplamayı umarak birkaç kez yutkundu, nefes alıp verdi. “Mehtap…”
O sırada kapı alacaklı gibi çalmaya başladı. Baran'la göz göze geldik, yüzünde endişeli bir ifade belirdi, fark edince panikledim.
“Maho'nun kız kaçırdığı Candar aşiretinin ağası… seni berdel yaptıkları adam… O geldi, Mehtap.” Bakışları kapıyı buldu. “Seni almaya geldi.”
Kapı kırılınca irkilerek koltuğa oturdum, su bardağı yerde yuvarlandı. İri yarı üç adam salona girdi. İçlerinde diğerlerine nazaran farklı giyinmiş -pezevenk gömlekli- olan bedenimi süzerek yanıma yaklaştı. Bakışları normal değildi, sapığa benziyordu. El çabukluğuyla sabahlığımın kuşağını düğümledim.
Baran kontrolsüzce titrediği hâlde beni arkasına almaya çalıştı, başardı da…
Adam, ikimizi süzüp gevşek bir üslupla konuştu. “Baran, ‘Amca kızım benimdir,’ demeye mi çalışıyorsun?”
Ağzına bir tane çakasım geldi.
“Defol git, Azad! Burada sana verilecek kız yok.”
“Pek de güzelmiş kuzenin. Allah sahibine bağışlasın.”
Birkaç saniye bekledi. “Aaa şu işe bak, sahibi benim,” diyerek gülmeye başladı.
O kadar iğrenç gülüyordu ki kusasım geldi. Böyle bir adamla değil evlenmek bir dakika geçiremezdim. Neymiş, sahibim o muymuş? Az yesin de kendisine sahip tutsun.
Öfkeyle çıkıştım. “Ne saçmaladığını sanıyorsun? Seni kölem yapar tasmayla gezdiririm, görürsün o zaman kim kimin sahibiymiş!”
Baran’ın titremesi şiddetlendi. Gerilen bedeniyle Azad Ağa'ya karşılık vermemden hoşlanmadığını anladım.
“Ooo… Şuna da bakın, hele! Baran? Görüyor musun benim evlilik hayatım epey eğlenceli geçecek gibi duruyor? Ben de kuzenin senin gibi ezik bir şey çıkacak sanıp korkmuştum.”
Ezik sensin, haydut kılıklı! Ondan başka kimse tahta kapımı kırıp daireme girmemişti.
“Şimdi dilediğince konuş. Sonra seni öyle pişman edecekler ki…” Başımı öne doğru uzatıp Baran'ın yüzüne baktım. “Bu pezevenk gömlekli herifin adı ne demiştin, bıraşîr?”
“Azad Candar'dır, xwehşîr.”
“Hadi ya…” Üzülmüş gibi yapıp Azad'a döndüm. “Adının anlamı neydi tam olarak?”
Azad Ağa uzunca bir kahkaha atıp yanındaki adamlara döndü. “Deli lan bu? Manyağın tekini mi bana layık görmüşler?”
“Sen bana kurban ol bir kere neyim varmış? Mükemmelim, çok şükür.” Cevap vermek için dudaklarını araladı.
“Ha dur, sözümü tamamlamayı unuttum. Hiç merak etme! Adının anlamı olan özgürlüğü mumla arayacaksın, Azad Ağa.”
Bize doğru birkaç adım attı. “Sanırım burada… önceki sorunu düşünüp söylediklerinle birleştirmem gerekiyor, değil mi?”
Cıkladı. “Benim o kadar vaktim yok, müstakbel karıcığım. Kıymamız gereken bir nikâh var.”
Solundaki adam, önümde ateşler içinde titreyen Baran'ı kolundan tuttuğu gibi duvara fırlattı. Zaten öncesinde dayak yemiş olan Baran, yerden kalkamayıp bayıldı. Belki de havale değil iç kanama geçiriyordu, bilmiyorum. Baran'ı fırlatan adam, Azad Ağa'ya yol açmak için geri çekildi.
Koltuğun üstünden atlayıp arkasına geçtim. Duvarın dibine gerilerken bağırdım. “Bana bak! Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun, seni öldürürüm.”
Benimle dalga geçti. “Korkak bir kuş gibisin, Ateş Parçası.”
Duyduğum iki kelimeyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Karnımda hissettiğim baskıyla kulaklarım uğuldadı.
‘Şhh! Sessiz ol, Ateş Parçası. Merak etme, bu güzelliğine yazık etmemek için elimden geleni yapacağım.’
Boğazım düğümlendi, istemsizce tetiklendim.
Sakin ol, Mehtap, derin bir nefes alıp ver… Şu an krize giremezsin, kendine gelmen gerekiyor.
Azad Ağa koltuğu dolanıp üstüme gelmeye başlayınca odanın en köşesine kaçtım.
“Yapma, müstakbel karıcığım. Köşe kapmaca mı oynayacağız?” Sesi fazlasıyla bıkkın geliyordu.
Adamlarından biri yanıma gelip koluma hamle yaptığında aynı çabuklukla kolunu kavrayıp tepki vermesini beklemeden yüzüne yumruğumu geçirdim. Adam afallayarak geriye doğru kaçtı.
Azad Ağa’nın ilk defa ciddileştiğini gördüm, antik hazine bulmuş gibi gözleri parladı. Belli ki o da Serhat Arslan gibi bir psikopattı. Zaten başımda bir manyak bitiyor, diğeri başlıyordu.
Bu sefer iki adam aynı anda beni tutmak için hamle yaptı. Birinin malum bölgesine vurdum, diğerinin boynuna atlayıp kulağını ısırdım.
Ben bu iki izbandut adamla uğraşırken arkamdan biri saçıma yapıştı.
‘Yapma! Canım acıyor, saçlarımı bırak!’
Tüm bedenim ürperdi. Bu sefer yalvarmak yok, Mehtap, sonunda öleceğini bilsen de direneceksin!
“Bu hırçınlıklarını umarım yatak odamızda da gösterirsin. Orada yavru kedi olursan bozuşuruz.”
Kulağını ısırdığım adamın boğazına kollarımı dolayıp nefessiz bırakmaya çalıştım. Azad Ağa, saçıma öyle bir asıldı ki adam bayılmak üzereyken ellerim çözüldü, onunla birlikte geriye savruldum. Diğer eliyle belimi sarıp beni zapt etmeye çalıştı.
Başımı geriye doğru hızla kafasına geçirdim. “Çek o iğrenç ellerini üstümden!”
Ufak bir zonklamayla sarsılsam da o burnuna aldığı darbe sonucu benden uzaklaşmıştı. Hepsinden kaçıp yeniden köşeye çekildim.
Hızlı koşarsam onlar varmadan kapıdan çıkabilir miydim?
Saniyelik düşüncemin sonunda kapıya fırlamamla yeniden saçımdan çekilmem bir oldu. Bu sefer yüzüme de okkalı bir tokat yedim. Birden gözümün önüne bugün Serhat'a attığım tokat geldi. Neydi bu, karma mı? Hem dudağımın hem de yanağımın sızlamasıyla Azad Ağa'nın tüm gücüyle bana vurduğunu anladım.
“Ben Azad Candar'ım! Şimdiye kadar ne istediysem elde ettim. Kim gelirse gelsin karşıma yine elde edeceğim. Kimse, hiç kimse bana engel olamaz.”
Alaycı bir tebessüm takındım. “O zaman bu senin için bir ilk olacak.”
Kendimden çok aileme güveniyordum, Kandemirlere…
Bana göz kırptı. “Demek bana tasma takacaksın, ha! Hatırlat gerdek gecemizde ben sana takacağım… tasmayı.”
Dış kapıdan çıkarken bir bacağımı bacaklarının arasına sokup yalpalamasını sağladım. Elimle gömleğinden tutup iyice gerildim.
“Onun bunun çocuğu!” Alnımda saçımın bittiği bölgeyi tam da Emin’den öğrendiğim gibi Azad Ağa'nın burun kemiğine gömdüm.
Afallamasından yararlanıp hızla merdivenlere koştum, ikişer üçer zıplayarak inmeye başladım. Bir saniye olsun arkamı dönüp bakmadım, eğer bunu yaparsam güçsüzleşirdim, biliyordum. O yüzden tüm gücümle merdivenleri inmeye devam ettim.
Apartmandan çıkıp doğrudan yola atladım. Kaldırımın üstünde duran birkaç takım elbiseli adam şaşkınlıkla bana döndü. Ah, hayır, Azad Ağa'nın adamları mıydı? Şansıma sokayım!
Aynı saniyelerde transporter tarzında bir aracın kapısı açıldı, içinden çıkan Metehan'ı gördüm. Ne zaman tuttuğumu fark etmediğim nefesimi bırakıp apartmandan gelen seslerle Metehan'a sığındım.
Metehan endişeyle sordu. “Yenge, hayırdır? Bir şey mi oldu?”
Onu önüme siper edip arkasına geçtim.
“Mehtap yenge?”
Konuşmaya takatim kalmamıştı, deli gibi titremeye başladım. Her şeyi vücuduma dolan adrenalinle yapmıştım, bir anlık duraksama tüm gücümü alıp götürmüştü.
Azad Ağa'nın bağırdığını duydum. “Koduğumun karısı! Onu bir elime geçireyim, kaçacak yer arayacak.”
Metehan ve takım elbiseli diğer adamlar, Azad Ağa'nın sesini duyunca silahlarını çıkardılar.
İçlerinden biri yanıma yaklaştı. “Yenge, sen arabaya geç.”
“İmkânı yok.”
Bu kadar erkeğin bineceği bir arabaya geçemezdim. Sırf şu an bana yardımcı oluyorlar diye onlara güvenemezdim. Erkeklerin hepsi birbirinden beterdi. En azından benim tanıdıklarım öyleydi. Kanından olduğum dedem beni bu hâle getirmiş, babam göz yummuştu. Bir tek süt kardeşim Baran'a ve bizim çocuklara güvenirdim, o kadar!
Azad Ağa ve adamları apartmandan çıkıp yola adım attılar, o sırada üzerlerine doğrultulmuş silahları fark ettiler. Azad Ağa'nın kaşları Metehan'ı görünce hafifçe kavislendi.
“Meto?”
Birbirlerini tanıyorlar mıydı? Nasıl, neden, nereden? İstemsizce geriye kaçıp Metehan'dan yarım adım uzaklaştım. Bacaklarım hâlâ titriyordu, koşacak enerjim kalmamıştı.
“Sana kötü bir haberim var, Azad. Bu kadının tek bir saç teli için hayatını sikecek bir adam tanıyorum.”
Azad Ağa kaşlarını çatıp Metehan'a ve ona doğrultulmuş silahlara baktı, çok da korktuğu söylenemezdi. Tam bu sırada elinde beyaz gül buketiyle köşeyi dönen Serhat'ı gördüm.
Metehan sırıttı. “İyi insan lafının üstüne gelirmiş. Ona ne açıklamamı istersin?”
Serhat'ı görünce içime yayılan güven duygusuyla afalladım. Bakışlarım dudaklarına kaydı, gülümsüyordu. Onu bu şekilde görmek karnımın içinde var olduğunu bilmediğim kelebekleri hissetmemi sağladı.
Serhat Arslan, ağır çekimde yürümeye başladı ya da ben öyle hissettim çünkü her hareketini uzun bir süre dikkatle izledim. Üstünde geceliğimle aynı renkte bol tişört ve dökümlü kumaştan pantolon vardı. Evren bizimle oyun oynuyor olmalıydı. İkimizin de aynı yanağı kırmızıydı ve dudak köşesi patlamıştı.
Bakışlarını buketten kaldırışını izledim. Gözleri sanki burada olduğumu hissetmiş gibi doğrudan beni buldu. Sızlayan yaralarımı görünce gülümsemesi donuklaştı. Tüm ruh hâlimi hissetmiş gibi kaşlarını çattı, dikkatlice adamlarının silah doğrulttuğu kişileri inceledi. Bakışları Azad Ağa’nın sırtında diğerlerinden daha fazla duraksadı. Az çok neler olduğunu kavrayınca beyaz gül buketini yana indirip adımlarını hızlandırdı.
Azad Ağa, dünyanın en haklı insanı olduğunu ya da Metehan'ın bir şekilde durumu anlayacağını düşünerek başıyla beni gösterdi. “Bu kadınla berdelim var, Meto. Arkanda duran kadın karım sayılır. Onu bana verin, biz de olayı büyütmeden gidelim.”
Serhat'ın kaşlarının hızla kalkıp indiğini gördüm. Yüzündeki ifade biraz… garipti. Birkaç adım sonra Azad Ağa'nın yanına varıp elini omzuna yerleştirdi. Serhat'ın gelişini fark etmediği için omzuna dokunulmasıyla refleks olarak arkasını döndü.
Serhat'ın yüzündeki alaycı ifade değişmedi. “Oldu olacak düğününüzü de ben yapayım mı?” Dudak kıvrımları belirginleşti. “Kraliyet düğününe ne dersin? Sizi en prestijli otelimde ağırlarım, balayına da Umman'a gelirsiniz.”
Kaşlarım istemsizce çatıldı. Önce Metehan'a sonra da Serhat'a baktım. Onlar beni, Azad Ağa'ya mı vereceklerdi?
🥀 ~ ✨ ~ 🥀 ~ ✨ ~ 🥀 ~ ✨
⚠️ Yetişkin okurlara uygundur. Tetikleyici unsurlar bulunabilir. ⚠️
🪶 R ~ U ~ Y ~ A ~ M B ~ O ~ O ~ K ~ S 🪶
💜 Bizi takip ediyor musun?
✨ Takip etmeyi unutma 👇
Instagram: @ruyam.books @yazar.ruyam
Tiktok: @yazar.ruyam Youtube: Ruyam
Dreamer kulüp'e katılın!
Yayınlanmamış bölümler, ücretsiz ön okumalar, erkek karakter gözünden bölümler ücretsiz mail adresinize gelsin.
.png)



Yorumlar