2.BÖLÜM - HERKESE GÜVENMEK ZORUNDA DEĞİLİM - MEHTAP I

⚠️ Yetişkin okurlara uygundur. Tetikleyici unsurlar bulunabilir. ⚠️
Mehtap ~ 17.10.2016 PAZARTESİ
Mesai bitiminin ardından çocukluk arkadaşım Batu'yu beklemek için ofisten çıktım. Bugün beni hastaneye Batu bırakacaktı. Merdivenleri indikten sonra kaldırımın sağ tarafına yürüyüp yolun kenarında beklemeye başladım.
Benden birkaç dakika sonra Necmi Bey, yanında Serhat Bey'le birlikte binadan çıktı. Bir süre karşılıklı konuştular. Necmi Bey, misafirini uğurlayıp ofise geri döndü. Serhat Bey ise merdivenlerden inmeye başladı.
Bu sırada hemen sağ tarafımda bir hareketlilik oldu. Korumalarla birlikte gelen siyah renk arabalar dikkatimi çekti.
Serhat Bey, yanımdan geçip arabalara yönelirken tereddütle duraksadı.
“İsmin?”
Kaşlarımı çatıp ona baktım. “İsmim?”
Şaşırdığım için istemsizce onu tekrar etmiştim.
Komik bir şey duymuş gibi gülümsedi. “Herkesin bir adı olur. Senin yok mu?”
Sorusuna karşılık rahatsız hissedip en ciddi ifademi takındım. Onu aşağıdan yukarıya iğneleyici bir ifadeyle süzüp en son gözlerinin içine baktım.
“Herkes gibi tabii ki benim de bir adım var ama… sizinle samimi olacak kadar yakınlığımız var mı? Yok.”
Başka bir şey söylemeden önüme döndüm.
Bir süre bekledikten sonra kahkaha atmaya başladı. Hele, delinin zoruna bak!
Bu tarz adamlar varlıklı oldukları için her şeyi elde edebileceğini sanıyordu. Dedem de böyle bir adamdı.
“İstersen seni gideceğin yere kadar bırakabiliriz?”
Saniyesinde iğrenerek yüzümü buruşturdum. Yaşadıklarımdan sonra yabancı insanlara… özellikle de erkeklere güvenmezdim. Bu kadar erkek korumanın olduğu ve benimle gereksiz samimiyet kurmaya çalışan bir adamın bulunduğu arabaya asla binmezdim.
Bu sırada İlknur ablanın ofisten çıktığını gördüm. “İyi akşamlar, Serhat Bey.” Aralarında kısa bir konuşma geçti. Serhat Bey’in hâlâ neyi beklediğini anlayamadım.
İlknur abla bana dönüp, “Hastaneye mi gidiyorsun?” diye sordu. Başımı olumlu olarak salladım.
“Ben de sizinle gelebilir miyim?”
Teyzemi uzun zamandır ziyaret etmemişti.
Hafif bir tebessüm takındım. “Teyzem seni özlediğini söylemişti. Gelirsen iyi olur, morali yükselir.”
“Peki… Bugün bizi hangi yakışıklı genç alacak?”
Tebessümüm genişledi. “Ankaralı olan… Batu.”
Yetimhanede kalırken tanıştığım üç çocuktan biriydi. On iki yaşına kadar ayrı yatakhanelerde aynı çocuk yuvasındaydık. On üç yaşından sonra yerleştirme yurduna geçmiştik.
Binayı ilk gördüğüm günü hatırlıyordum. Yüksek gri duvarlarla çevrili, neredeyse bir okul kampüsünü andıran geniş bir arazisi vardı. Uzun asfalt yol, sağ tarafındaki üç katlı açık sarı binayı ve sol taraftaki dış cephesi mavi renkte olan binayı birbirinden ayırıyordu.
O sırada bilmiyordum ama kısa süre sonra öğrendim. Sağ taraftaki bina kız çocuklarına, sol taraftaki ise erkek çocuklarına aitti. Aralarında on yedi metreden fazla mesafe vardı. Ortasında da büyük çamlık bahçe, birkaç oyun alanı, daha çok törenlerde kullanılan beton bir açıklık bulunuyordu.
Bahçe her ne kadar ortak gözükse de ortak kullanılmıyor, herkesin bildiği ve uymak zorunda olduğu kuralları içeriyordu. O zamanlar bu kurallar, çocuklarla aramdaki iletişime engel olduğu için bana saçma geliyordu. Şimdi ise nedenini anlıyor, yapılması gerekenin bu olduğunu bildiğimden tüm kuralları destekliyordum.
Ailem dediğim üç çocuk… Emin, Altuğ, Batu… Üçü de teyzeme yardımcı olan hayırsever iş adamının korumasıydı. Altuğ ve Batu ile yaşlarımız aynıydı, Emin bizden birkaç yaş küçüktü. Yaşına bakmayın, Altuğ'u korumak için kendisinden büyükleri döverdi.
Altuğ, iri yarı görünüşünün aksine aramızda en duygusal, sakin ve sessiz olandı. Aslında minik bir kedi gibiydi. Gerçi birkaç defa Emin'in boks dükkânına gitmiştim. Altuğ, boks ringinde kendinden güçlü bir adamı fena dövmüştü. O kadar kası boşuna yapmadığını biliyordum.
Önümüze KAN plakalı bir arabanın yaklaştığını görünce geçmişle bağım koptu. Kenara çekilip binmesi için İlknur ablaya yol verdim. Bu sırada arabayı inceleyen Serhat Bey'i fark ettim. Onun korumaları da arabasına binmesi için onu bekliyordu.
Bakışları bir anda bana dönünce elim ayağıma dolaştı.
“İyi akşamlar,” dedim nazikçe. Cevap vermesini beklemeden arabanın ön koltuğuna oturdum.
Ah, sanki az önce adamı tersleyen ben değildim!
Batu, son kez dışarıdaki korumalara bakıp gaza bastı.
“Nasılsınız, hanımlar? Gününüz nasıl geçti?”
İlknur abla, Batu'nun sorusuna kısa bir özet geçti. Batu, radyoda Ankara oyun havası çalmaya başlayınca müziğin sesini yükseltti. Bana imalı bir bakış attı, ben de gözlerimi devirip gülümsedim.
“Hele! Yavaş… Amanın, amanın!” diye müziğe eşlik etmeye başladı.
“Gız! Şu torpidoda kaşıklar olacaktı. Şıkkıdı şıkkıdı yap bi' bakıyım.” Omuz silkip dediğini yapmadım, cevap da vermedim. Yorgundum, hiç hâlim yoktu.
“Angaralıyız, delikanlıyız, kaşık çalarız, misket oynarız…”
İlknur ablanın kahkahaları arabayı doldurdu. Onlar sohbet ederken ben camdan dışarıyı izlemeye devam ettim.
Batu bana dönüp, “Sonraki ay yokum,” dedi.
Merakla bakışlarımı yüzüne çevirdim. “Nereye gideceksin?”
“Helin Hanım'ın yurt dışında bilmem ne sergisi varmış. Abim, ‘Helin'in güvenlik ekibinin başında sen dur,’ dedi. Ben de mecburen gideceğim. Emir demiri keser.”
“Kalender Bey'in kardeşi oyunculuk yapmıyor muydu? Sergi falan ne alaka?”
“Evet, oyuncu ama güzel sanatlar okuyor. Abim yurt dışına çıkınca ona özel fotoğraflar çekiyor, o da bu fotoğraflara kendi yorumunu katıp tablo hâline getiriyor. Ondan beklenmeyecek kadar yetenekli…”
Batu, Kalender Bey'in kız kardeşi Helin ile bir türlü anlaşamıyordu. Zaten ilk başta Helin'in koruma ekibindeydi, anlaşamadıkları için ekip değiştirmişti. Birbirlerini gıcık etmeye ve tartışmaya bayılıyorlardı. Düşününce bu durum garip gelmişti çünkü Batu, sıcakkanlı bir kişiliğe sahip olduğu için herkesle iyi geçinirdi.
Kaşlarımı çatıp Batu'ya baktım. “Sen bu kızdan hoşlanıyor musun?”
Alaycı bir ifadeyle, “Hadi oradan,” der gibi başını salladı. “Bu kadar soğuk olma İstanbul, kıçı donan Angaram sanıyor.”
Attığı lafa karşılık sessiz kaldım. İlknur abla, “Ankara nasıl bir yer?” diye sordu.
Batu, derin bir nefes alıp cevap verdi. “Başta epey ayaz geliyor ama yaşayınca alışıyorsun.”
Dalga geçtim. “Müdüre Hanım yurdu yeterince ısıtmıyordu, ondandır o. Yeni müdür gelince bize acıyıp masraf yapmıştı. Yıllarca süren soğukla mücadelemiz ondan sonra bitmişti.”
Aynadan İlknur ablaya kısa bir bakış attı. “Aha bak, gözünü sevdiğim Angaram da tıpkı Mehtap gibi!”
Batu'nun koluna sertçe vurdum. Bana, “Soğuk nevale,” demeye çalışıyordu. Üstelik benimle konuşurken Ankara bebesine dönüşürken İlknur ablaya karşı tam bir İstanbul beyefendisi oluyordu.
Kahkaha atarken göz kırptı. “Yemin olsun, sinek ısırınca daha çok acıyor. Biraz Emin'in yanına git seni çalıştırsın, bu güçsüzlükle işin zor.”
Hastaneye kadar sohbet ettik. Batu arabayı park edip bizimle birlikte indi. Hastane kapısına varmak üzereyken Batu'nun telefonu çaldı.
“Siz gidin, ben yetişirim.”
İlknur abla önden yukarıya çıktı. Ben Batu'nun yanında kalmaya karar verdim.
Batu telefonunu, “Efendim, Ebru?” diye yanıtladı. “Şu an yakınlarda değilim, Behram abiye haber verme şansın yok mu?”
Ne duyduysa gergin bir şekilde olduğu yerde turlamaya başladı.
“Tamam, sen yenilerini iste. Zaten depoda ofisteki tüm mobilyaların yedekleri var. Ben de geliyorum, kimse girmesin odasına… Evet, Ebru… Ben gelene kadar sakinleşirse kendisi seni çağırır zaten. Çağırmadan odasına girmeyin. Sinirliyken gözü kimseyi görmez, biliyorsun.”
Yanıma doğru yürümeye başladı. “Birine zarar vermesin, dikkatli olun.” Cümlesi bitince çağrıyı sonlandırdı.
“Mehtap, benim şimdi gitmem gerekiyor. İşiniz bitince beni ararsın, olur mu?”
“Gelmene gerek yok. Bugün teyzemle kalacağım.”
Aslında şu ana kadar hastanede kalma planım yoktu. Belli ki Batu'nun işi vardı, ona zahmet vermek istemedim.
“Bizim çocuklardan birini göndersem olur mu?”
Cümlenin sonunu duymadan kaşlarımı kaldırmıştım.
“Gerek yok, gerçekten. Kocaman kadın oldum, bakarım başımın çaresine…”
İstemeyerek beni onayladı ama kararsız kaldığını gördüm. Kısa bir süre bir bana bir de otoparka baktı.
“Hadi Batu, git. Eğer acil bir şey olursa arar Emin'i darlarım. Belli ki önemli bir telefon aldın, bir an önce yola çık.”
“Tamam, gidiyorum ama kalmayacaksan mutlaka bana haber ver. İşim bitmiş olursa gelip seni alırım.” Onu başımla onayladım.
Yanımdan ayrılırken telefonunu kurcalamaya başladı. “Alo, Mert. Acil, holdinge gelmen lazım. Abim yine tüm odayı birbirine katmış.”
Kalender Kandemir mi? Öyle öfkeli bir adama benzemiyordu. Kendisi teyzeme yardımcı olan hayırsever iş adamıydı.
“Ben nereden bileyim, lan! Kurban olduğum abim, sinirlenmiştir gene atmıştır kafası bir şeye…” Yürümeye devam ettiği için konuşmasının devamını dinleyemedim.
Neler olduğunu merak ederek teyzemin odasına çıktım. Kapıyı açtığımda İlknur abla ve teyzemin konuşma seslerini duydum.
“Geldin mi, kınalı kuzum?”
“Geldim teyzeciğim, nasıl oldun?”
“İyiyim, keça min. Uzun zamandır İlknur'u görmemiştim, onu görünce moralim yükseldi.”
İyiyim dediği hâlde çökmüş bedeni gözden kaçmıyordu. Yaşadığı her şeye rağmen birkaç sene önce cıvıl cıvıl olan teyzem zayıflamış, tedaviden dolayı saçları, kaşları ve kirpikleri dökülmüştü. Gözlerinin altındaki morluklar, gelmesini asla istemediğim o zamanların habercisi gibiydi.
Serum takılı olmayan elini, ellerimin arasına alıp hafifçe havaya kaldırdım ve nazikçe öptüm.
“Canımın içi teyzem…”
Yatağa kalçamı yaslayıp yük vermeden oturdum. Onun zamanında beni sevdiği gibi yanağını usul usul okşadım.
İkimiz de duygusallaşınca İlknur abla ortamdaki bu hüznü dağıtmak için epey uğraştı. Birkaç saat kendi aralarında konuştular. Teyzem yorulduğu hâlde sohbetten bir süre kopamadı. Bunu fark eden İlknur abla gitmeye karar verdi. Onu yolcu etmek için ayağa kalktım.
“Sen gelmiyor musun, Mehtap? Taksi çağırdım, beraber gidelim.”
“Ben bu gece burada kalacağım, abla. Sen taksiye binene kadar beklerim, sonra buraya dönerim.”
Teyzem, gözleri dolarken usulca bana seslendi. Neden gitmek istemediğimi anlamıştı.
“Altuğ ya da Emin'i arasana, Mehtap. Zaten yorgunsun. Gidip eve dinlen, kızım.”
Yerimde huzursuzca kıpırdandım. “Gerek yok, teyze. Seni özledim, hasret giderelim. Metro şurası… Yarın okula onunla geçerim.”
Teyzem bir şey söylemedi. İlknur ablanın peşinden odadan çıktım.
Hastanenin önünde taksi gelene kadar ona eşlik edip bekledim.
“Varınca mesaj gönder, abla. Sakın unutma.” Başıyla beni onayladı.
Aracın plakasına göz atıp telefonuma uzandığım sırada duraksadım.
Ah! Artık bunu yapmamalıydım. Güven duygusu… Pozitif açıdan bakmak… Evet, başına bir şey gelmeyecek.
Duruşumu düzeltip gözden kaybolana kadar taksiyi izledim.
Teyzemin odasının bulunduğu koridora çıkınca bakışlarım etrafta gezindi. Tanıdık gelen birkaç hemşireyi görünce rahatladım. Gördüğüm kâbuslardan dolayı yanımda birinin uyuması zordu.
Teyzem durumumdan fazlasıyla etkileniyor, kendisini suçladığı için bir anda fenalaşıyordu. Bu nedenle o uyuduktan sonra gizlice koridora çıkıyordum. Artık buradaki hemşireler durumuma alışmıştı, birkaçı anlayış gösteriyordu.
Odaya girince teyzem, “İlaçların fayda etmiyor mu?” diye sordu.
“İlaçlar da terapi de işe yarıyor, eskisi gibi değilim. Sadece… ürperiyorum, kendimi güvende hissetmiyorum. Artık krize falan girmiyorum, teyze. Endişelenme. Tanımadığım insanlarla yalnız kalmaktan hoşlanmıyorum o kadar…”
Bir anda sorguya başladı. “Hiç arkadaşın yokmuş diye duydum. Diğer stajyerlerle de çok konuşmuyormuşsun.”
“Okulda birkaç arkadaşım var. Bizimkilerle büyüdüğüm için hemcinslerimle çok iyi anlaştığım söylenemez ama merak etme, iyiyim.”
“Emin, hâlâ sana dövüş dersleri veriyor mu? Eğitimlere devam ediyorsunuz, değil mi? Aman keça min, sakın aksatma. Dünyanın bin türlü hâli var.”
Bıkkın bir nefes verdim. “Evet, veriyor. Unuttun mu, teyze? Onlar koruma… Yanımda üçünden birini gören olunca erkekler anında ortadan kayboluyor. Yalnız değilim, sen sadece kendini düşün.”
O öldükten sonra yalnız kalacağım için endişeliydi. Kimsesiz kalacaktım ve bunu biliyordu. Ölmeden önce elinden geleni yapmak istiyordu ama artık çok geçti.
“Hoşlandığın biri var mı? Üniversiteden ya da staj yaptığın yerden… Görünce kalbini hızlandıran… Romantik anlar yaşayabileceğin biri…”
Ona donuk ifademle baktım. “Aslında…” Anlatıp anlatmamak konusunda kararsız kaldım.
Heyecanla sordu. “Ne? Gerçekten biri mi var?”
🥀 ~ ✨ ~ 🥀 ~ ✨ ~ 🥀 ~ ✨
⚠️ Yetişkin okurlara uygundur. Tetikleyici unsurlar bulunabilir. ⚠️
🪶 R ~ U ~ Y ~ A ~ M B ~ O ~ O ~ K ~ S 🪶
💜 Bizi takip ediyor musun?
✨ Takip etmeyi unutma 👇
Instagram: @ruyam.books @yazar.ruyam
Tiktok: @yazar.ruyam Youtube: Ruyam
Dreamer kulüp'e katılın!
Yayınlanmamış bölümler, ücretsiz ön okumalar, erkek karakter gözünden bölümler ücretsiz mail adresinize gelsin.
.png)



Yorumlar